Afetler ve Teodise

Yıl:6 Sayı: 21 (Ocak - Şubat - Mart)

Afetler ve Teodise

Editörden
EDİTÖRDEN
İnsanın tarihsel süreç boyunca tabiat karşısındaki konumu, her zaman bir takım belirsizlikleri de içermiş, bu belirsizlikler bir yandan onun “aşkın”a olan müracaatını sürekli kılarken, diğer yandan tabiatı kontrol altına almak ve belirsizlikleri gidermek amacıyla harekete geçirmiştir. Nitekim kimi ibtidai din formlarında izlenebileceği üzere tabiat karşısında hayranlık, gizemli bakışlar ya da daha ileri boyutta tapınmalar (Naturizm meselâ) söz konusu olmuştur. Hatta insanın kendisini korumak, belirsizlikleri gidermek üzere sunaklarda kurban ritüelleri de gerçekleştirmiştir. Tabiatın ve doğal âfetlerin zararları ve belirsizliklerini gidermede “aşkın”ın bir boyutu oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Diğer yandan çok uzun bir tarihi zaman diliminde tabiatla uyum içinde yaşayan; dolayısıyla Tanrı, tabiat ve insan arasındaki uyum sürecinin ardından modern zamanlarda insan-tabiat ilişkisi bir mentalite değişikliğine uğramıştır. Bacon’la birlikte daha görünür hala gelen tabiata egemen olma düşüncesi, nihayetinde insanın dış dünyayı değiştirebilme gücünü keşfetmesine kadar gitmiştir. Bir başka açıdan, gizem ve kutsallığını yitiren tabiata müdahale, son kertede bugünkü şehirleşme, yapılaşma mevcut manzarayı ortaya çıkarmıştır.
Elbette insanın ürettiği bilgiler dolayımıyla bir dünyayı inşa ve imar faaliyetine girmesi önemlidir. İnsan tabiatın bir bakıma reflekslerini gözlemleyecek ve “oluş” ilkelerini keşfederek tabiat ve dış dünya ileilişki kurmaya çalışması takdir edilecek bir tavırdır. Nihayetinde bu bilgileri değerlendirmesi, sistematik ilişki biçimleri geliştirmesi sayesinde doğal âfetlerin yıkıcı sonuçlarını yok etmesi ya da zayıflatması mümkün olabilmektedir.
Elbette doğal âfetlerin ve bu arada depremin üzerinde tartışılması gereken çok boyutları bulunmaktadır. Nitekim 1999 Marmara ile 2023 Doğu depremleri, yaşanan tecrübeler üzerinden mimarlıktan mühendisliğe, jeolojiden sosyal bilimlere ve hatta teolojiye kadar geniş bir tartışma alanı görmek mümkündür. Esasen Türkiye’nin fay hatları ve deprem riskleri de, ister istemez geleceğe doğru projeksiyon tutarak teori ve pratikler geliştirmeyi icbar etmektedir. Öte yandan yangın, sel vb. doğal âfetler de Türkiye’nin tecrübesinde farklı şekillerde yer almaktadır. Dolayısıyla deprem başta olmak üzere doğal âfetlerden korunmak üzere geliştirilecek sistematik ve ortak akıl daha fazla önem kazanmaktadır.
Bu düşüncelerle Yetkin Düşünce dergisi 06 Şubat 2023 sabahı meydana gelen depremin etki alanı ve oluşturduğu derin acıyı hissderek, deprem ağırlıklı olmak üzere bir doğal âfetler sayısı çıkarmayı hedeflemiştir. Bu minvalde doğal âfetler dosyasına Mustafa Tekin, Ahmet Keleş, Muhammet Özdemir, Ümit Aktaş, M. Yaşar Soyalan, Kadir Canatan, Süleyman Gümüş, Esat Arslan, Mikail İpek ve Ümit Bulut ilgili yazıları ile katkıda bulunmuşlardır. Söyleşi kısmında ise Mahmut Baş’ın kısa ve özlü yaklaşımlarını bulacaksınız.
Bu sayıda dosya dışında iki önemli makale göreceksiniz. İlki İranlı entelektüel Mansur Haşimi’nin, 2022 yılında muhaliflerin İran’da başlattıkları hareketlerle oluşan 2022 ortamına tepkiyi irdeleyen yazısıdır. Bu yazıda gelişen olaylara dair başarılı bir analiz okuyacaksınız. İkincisi, genç bir akademisyen olarak Abdullah Denizhan’ın “Osmanlı Devleti’nin Avrupa Hakimiyetinde Pastoral İktidarın Rolü” isimli makalesi, Osmanlı Devleti’nde iktidara dikkat çekmektedir. Kitap kritikleri kısmında ise, Kadir Canatan’ın “Âfet Sosyolojisi” ve “Risk Toplumu” isimli kitaplara konu kapsamında değerlendirmelerini içermektedir. Katkısı olan tüm yazarlarımıza teşekkür ediyoruz.
Yetkin Düşünce, dünya ve Türkiye’nin aktüel sorunlarına değen konuları gündeme getirmeye devam etmektedir. Farklı yazar ve perspektiflerle her sayıda farklı konuları ihtiva ederek ete mekiğe bürünen Yetkin Düşünce dergisinin özgür ve sivil bir dergi olarak siz okuyucularımızın teveccühünü kazandığını görmek bizi mutlu etmektedir. Arkasında sermaye desteği bulunmayan, dergide görev alanlardan yazarlara kadar özverili çabalarla yoluna devam eden Yetkin Düşünce’ye olan destekleriniz, Türkiye’nin özgür, sivil, bilgiye dayalı geleceğine bir destek olacaktır.
Yetkin Düşünce dergisinin bir sonraki sayısının konusu “bütün boyutlarıyla aile” şeklinde belirlenmiştir. Toplumsal cinsiyetten cinsiyetsizliğe, aile rollerinden ailenin geleceğine kadar çok geniş detaylarla ele alınması planlanan “aile” konusuna kalem erbabının katkısını beklemekteyiz. Çok boyutlu ve küresel ölçekte gelişen krizlerin hattında bulunan insan(lık) için umutlarımızı koruyarak gelecek sayıda buluşmak dileğiyle…
                                                                                                        
Mustafa TEKİN
Genel Yayın Yönetmeni 

Dosya

DEPREMİN TEOLOJİ POLİTİĞİ
Özet

Tarih boyunca insanlık birçok doğal âfeti tecrübe etmiştir. Hiç şüphesiz bunlar “ölüm” gibi sonuçlarının dışında insanlar için yıkıcı olabilecek başka sonuçlar da üretebilmektedir. Dünyanın çok farklı ülkelerinde sel, tsunami, deprem gibi âfetler karşısında yaşanan dehşet, insanın yeniden kendi üzerine düşünmesini ve belki zihnen geriye doğru iç süreçte sağlamalar yaparak nerede yanlışa düştüğünü düşünmesini de temin etmektedir. Söz gelimi; bir tsunami için bilimsel açıklamalar ortaya konulsa da, insanların kendi boylarını aşan, ev ve arabaları kağıttan oyuncaklar gibi önüne katıp sürükleyen dalgalar karşısında yaşanan dehşetin anlamını nasıl düşünecektir? İnsanın yaşadığı ıstırap ve acıların anlamı nedir? Burada maddi yıkımların ötesinde insanın kendisine yönelik bakışı ve kendini yeniden kurma süreci nasıl gerçekleşecektir?

...
Mustafa Tekin
Prof. Dr. / İstanbul Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
DOĞAL AFETLER VE TEODİSE -Deprem Tanrı’nın Bir Cezası mıdır? –
Özet

                                 DOĞAL AFETLER VE TEODİSE
-Deprem Tanrı’nın Bir Cezası mıdır? –
Ahmet KELEŞ
Prof. Dr./Dicle Üniversitesi
 
Dergimizin ‘Pandemi’ özel sayısında Teodise ile ilgili bir yazı yazmış ve doğal afetleri nasıl yanlış anladığımızdan kısmen de olsa söz etmiştim. Bu yazımda ise doğal afetlerden ve dini metinlerde bu konuda yer alan mesajlar ile onların dindarlar tarafından nasıl yanlış anlaşıldıklarından bahsedeceğim. Naçizane kanaatim, doğal afetlerin dindarların büyük çoğunluğu tarafından Tanrı’nın insanların günahlarına karşı vermiş olduğu bir ceza olarak algılanması büyük bir hatadır. Bu hatalı inanç üzerinden yapılan çıkarım ve yorumlar dinin yanlış anlaşılmasında ve reddedilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu konu mutlaka yeniden ele alınmalı ve kelam ilminin bir konusu olarak işlenmelidir.

...
Ahmet Keleş
Prof. Dr./ Dicle Üniversitesi
ÇAĞDAŞLIK MESELESİ, DEPREM VE KRİZDEN ÇIKIŞA DAİR SORGULAMALAR
Özet

ÇAĞDAŞLIK MESELESİ, DEPREM VE KRİZDEN ÇIKIŞA DAİR SORGULAMALAR  
Ümit AKTAŞ
 
Çağdaşlık temelde yeni bir dil/söylem oluşturabilmek ve oradan kavramsal bir coğrafya türetebilmektir. Her yeni durumsa ister istemez kadim olanla birlikte ele alınmakta. Walter Benjamin’in söylediği gibi, “geçmişe akıl danışmak için şimdiki zamanın boynuzlarına sıkı sıkıya yapışmak gerekir. (Bu meyanda tarihselliğe dair bilinç de) yalnızca geçmişin olaylarını yansıtmayan, aynı zamanda tarihsel bir yenilenme de yaratan tarihsel bir eylemdir… (Zira) yalnızca şimdiki zamanın en yüksek gücü açısından yorumlayabilirsiniz geçmişi.”[1] Beri yandan yorumsama da “logos’u bir toplumun tarihsel diliyle özdeşleştiremez; gerçeğin ve ‘logos’un da bilincin içsel açıklığına dayanmaya gereksinimi vardır.”[2] Ancak bu yollarla tarihsel olanın günümüzdeki varoluşa katılması mümkün olacaktır. Ve belki şiirle düşünme arasındaki irtibat yani şiirsel düşünmenin imkânı da bu yollarla kurulabilecektir.



[1] Gianni Vattimo, Nietzsche ile Diyalog, Dost Y. s. 103, 104.
[2] Age, s. 108.

...
Ümit Aktaş
YERİN SARSILMASINDAN İNSANIN SARSILMASINA AFET OLGUSU VE İNSAN VARLIK İLİŞKİSİ
Özet

YERİN SARSILMASINDAN İNSANIN SARSILMASINA AFET OLGUSU VE İNSAN VARLIK İLİŞKİSİ
Antakya Depremi Üzerinden Olana, Olacağa, Arza ve İnsana Dair Bir Giriş Denemesi
Mehmet Yaşar SOYALAN
GİRİŞ:
Antakya’nın Makûs Kaderi Üzerine Kısa Bir Giriş
Antakya, kadim dünyanın en sembol metropollerinden birisi. Özellikle de İslam öncesi dünyanın önemli bir ilim, kültür ve dini merkezi. Hıristiyan dünya için ise ayrı bir öneme sahip; Hıristiyanlığın hem sosyolojik olarak ete kemiğe büründüğü hem de Hıristiyan akidesinin oluştuğu ve korunduğu bir yer.
İklim ve coğrafya özellikleri açısından da insanı cezbeden, kendine bağlayan ve kendisine bağladığı insanı müdanasız kılan, yani bu dünyada istediği her şeyi ona veren Cennet misali bir şehir. Bundan dolayıdır Türkiye’nin en az göç veren bölgesi. Bir çıkıntı gibi Türkiye’nin en güneyinde bulunması ve tarım dışında bir geliri olmaması nedeniyle de en az göç alan illerinden birisi.

...
Mehmet Yaşar Soyalan
Doğal ve İnsani Risklerin Öngörülebilirliği ve Toplumsal Organizasyonun Yeterliliği
Özet

Doğal ve İnsani Risklerin Öngörülebilirliği ve Toplumsal Organizasyonun Yeterliliği
 Muhammet ÖZDEMİR
Doç. Dr./Mersin Üniversitesi
Giriş
Bir toplumsal organizasyona güvenin temeli, onun insan bireylerine doğa ve diğer insan bireyleri karşısında güven aşılayabilmesinde bulunabilir. Bu güvenin somut kanıtı, risk hesabı, belirlenim ve öngörülebilirliğin etkin yönetilebilmesiyle kendini gösterir. Burada söylemlerin olaylarda geçerliliğinin oluşu ve bütün bir yaşamda tutarsızlığın mümkün olduğunca nadir gerçekleşmesi gelişmişlik ve medeniliğin ölçütü gibidir. Modern ve çağdaş Müslüman toplumlara oryantalist yaklaşımları eleştiren Bryan S. Turner’ın bu bağlamda açıkça anmaksızın sosyoloji toplumları ile antropoloji toplumlarını birbirinden ayırması ilginçtir. İktisat sosyolojisine dayanan Turner, antropolojinin incelediği toplumların bireysel ve toplumsal ilişkilerinde belirlenim ve öngörüden yoksun yaşadıklarını; bunların nasıl hayatta kalabildiklerinin anlaşılamadığını belirtmektedir.[1]
Turner’ın sosyoloji toplumları ile antropoloji toplumları arasında yaptığı ayrımın kavramsal soykütüğü toplum ve cemiyet ayrımı gibi birçok sosyolojik terim çiftine geri götürülebilir. Hangi kavram çiftinden hareket edilirse edilsin kastedilen yaşama hazırlıklı olan toplumlar ile hazırlıksız olan toplumların birbirinden ayırt edilebilmesidir. Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’ya yönelik hayranlığın haklı hale getirdiği sosyal bilimlere alınganlık tepkisi bu vakıanın üzerini örtememektedir. Çünkü kimi zaman entelektüellik adına gelişmenin tam karşısında konumlandırılabilen Kur’ân-ı Kerîm âyetleri açıkça bilenlerle bilmeyenlerin, düşünen toplumlarla düşünmeyen toplumların aynı olmadığını ifade etmektedir.[2] Türkiye gelişmekte olan diğer ülkelere kıyasla cümlenin gerçek anlamında şanslı bir ülkedir. Çünkü sosyal demokrasinin iyi niyetle kendini destekleyebildiği bir toplumsal karaktere sahiptir. Bununla birlikte Brezilya, Endonezya, Meksika, Arjantin, Tayland, Yunanistan ve Çekya gibi gelişmekte olan toplumların genelinde söz konusu olan sorunlar burada da açığa çıkabilmektedir. En önemli sorun, risk, belirlenim ve öngörüyü doğru yönetebilmek üzere içeriden geliştirilmiş bir organizasyon kabiliyetinin yeterli olmayışıdır.

...
Muhammet Özdemir
Yrd. Doç. Dr. / İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi
Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi
DEPREM SÖYLEMLERİNE DAİR BAZI NOTLAR
Özet

DEPREM SÖYLEMLERİNE DAİR BAZI NOTLAR
Kadir CANATAN
Prof. Dr./Sebahattin Zaim Üniversitesi
 
 
Doğal ya da toplumsal olsun bir olay vuku bulduğunda, en çok merak edilen şey, bu olayın nasıl açıklanacağı meselesidir. Olayın gizemi arttıkça, açıklama biçimleri de esrarengiz bir yapıya bürünür. Bilimsel anlamda “açıklama” bir olayın sebeplerinin bilinmesidir. Bir olayın sebep-sonuç ilişkisi kurulduğunda, o olay bilimsel olarak açıklanmış olur. Ne var ki günlük hayatta bir olayın açıklaması çok farklı biçimlerde yapılır ve bazen gerçek ile kurgu birbirine karışır. Sosyal bilimlerde bir olayın açıklama biçimlerini analiz eden yaklaşıma “söylem analizi” (diskur analizi) denilmektedir. Sosyal bilimlerde sadece metinler değil, aynı zamanda sözlü ifadeler de biçimsel ve içeriksel olarak incelenir.

...
Kadir Canatan
Prof. Dr./Sabahattin Zaim Üniversitesi
Sağlık Bilimleri Fakültesi
Doğa Olaylarının Doğal Olmayan Anlamı Üzerine
Özet

Doğa Olaylarının Doğal Olmayan Anlamı Üzerine
Süleyman GÜMÜŞ
Dr.Öğr.Üyesi/Kırklareli Üniversitesi
 
Madde dünyasının belirli ölçüde parçası olmamıza ve onu sürekli tecrübe etmemize rağmen onu anladığımızı iddia etmek oldukça güçtür. Zira en başta madde olmanın ne demek olduğu hakkında açık ve seçik bir kavrayışımız yoktur. Ama diğer taraftan etkiler ve tepkiler hakkında oldukça eminizdir. Sözün gelişi ateşin yakması hususunda kimse şüpheye düşmez. Hatta değişmez bilginin mümkün olmadığını ileri süren sofistler için bile bu böyledir. Diğer taraftan madde, varlığı kendinden gibi görünmez. Özellikle hareketsiz haldeyken bir cisim yokluğa o kadar yakın görünür ki adeta bir imajdan ibarettir. Bu durumda madde dünyanın nasıl var olduğu ve var olmaya devam edebildiği üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir meseledir.

...
Süleyman Gümüş
Dr./İstanbul Üniversitesi
Deprem-Kader Kötülük Problemi
Özet

Deprem-Kader Kötülük Problemi
Mikail İPEK
Dr.Öğr.Üyesi/Kırklareli Üniversitesi
 
Deprem Kaderimiz midir?
Bilindiği gibi dünyada sürekli doğal afetler meydana gelmektedir. Doğal afetlerin meydana getirdiği birçok can ve mal kaybı, uzun süre geçmeyen travmalar ve hayatı sekteye uğratan âmiller, neredeyse bütün ilim dallarının ilgi odağı olmuştur. Tıp, hukuk, ilahiyat, mühendislik, teknoloji vb. disiplinler, meselenin kendine bakan yönünü ele alarak incelemekte, değerlendirmekte ve çeşitli dersler çıkarmaktadır. İlahiyat ilimleri meseleyi genel itibariyle kader ve kötülük meselesi bağlamında ele almış görünmektedir. Doğal afetlerin meydana gelmesi kader midir? Söz konusu afetlerde fazla sayıda can ve mal kaybı olması engellenebilir mi? Bu kayıplar da kader dahilinde midir? Şayet kader dahilindeyse insanın özgürlüğü veya irade hürriyeti anlamını yitirmekte midir? Bu tarz sorular genellikle kişi ve ekollerin kaderi anlama şekillerine göre farklı cevapları ihtiva etmektedir.

...
Mikail İpek
TANRI SEVDİKLERİNE İNANILMAZ ACILAR ÇEKTİRİR. İYİ DE NEDEN?
Özet

TANRI SEVDİKLERİNE İNANILMAZ ACILAR ÇEKTİRİR. İYİ DE NEDEN?
Esat ARSLAN
 I
Bu satırları, yaşadığı son on yılın çok ağır travmalarından sonra imanını, umudunu, yaşama sevincini ve yurttaşlık duygusunu yitirmiş bir ülkenin yurttaşlarına yazıyorum. En son Şubat ayında yaşadığımız acı deprem bizlerde var olan son umut kırıntısını da yok etti. Her birimiz ayrı ayrı savrulmuş vaziyette Allah’tan ve ülkeden ümidini tamamen yitirmiş bir halde tam bir boş vermişlik içindeyiz. Ben de kendi bireysel hayatımda çok feci acılar yaşadım. Ve nihayetinde okuduklarımla ve tecrübelerimle kendime sade ama umutlu, yaşama sevincine sahip bir hayat kurdum. Hala dertlerim var. Fakat bunlar neşeme, umuduma ve imanıma bir halel getirmiyor. Ülkemin acı durumu dışında keyfimi kaçıran hiçbir şey yok. Eğer bu yazı yoluyla ülke insanına yaşadığımız yoğun acılar hususunda farklı bir perspektif kazandırabilirsem ve yaşadığımız tüm acıların yaşanmaya değer olduğunu hissettirebilirsem yazım amacına ulaşmış demektir.

...
Esat Arslan
CUMHURİYET DÖNEMİ DEPREMLER (1923-83)
Özet

CUMHURİYET DÖNEMİ DEPREMLER (1923-83)
Ümit BULUT
Marmara Üniversitesi Doktora Öğrencisi
Depremler, tarih boyunca insanoğlunu çaresiz bırakan afetlerin başında gelmiştir. Depremlerin önceden bilinememesi ve meydana gelişine engel olunamaması, depremleri en korkulan afet sınıfına sokmuştur. Depremlerin yıkıcı etkisinden tümüyle masun kalamayacağını bilen insanoğlu, depremlerin ortaya çıkaracağı zararları en aza indirme çabası içerisinde olmuştur. İnsanlar genelde bu afetin, oluş sebebiyle değil daha çok bunun ortaya çıkardığı sonuçlarla ilgilenmiştir. Siyasi, kültürel, demografik, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik birçok sonucu olan depremlerin insanoğlunu korkutan afetlerin başında gelmesi boşuna değildir.

...
Ümit Bulut

Dosya Dışı

2022 (1401) Yılında İran’da Olup Bitenlere Karşı Entelektüel Nitelikli Politik Bir Tepki
Özet

2022 (1401) Yılında İran’da Olup Bitenlere Karşı Entelektüel Nitelikli Politik Bir Tepki
Mansur HAŞİMİ[1]
Çev. Mahsa TAYYAR
Hepimizin az çok üzerinde hemfikir olabileceği bir malumun ilamı ile başlayayım: Toplumumuz kritik bir durum içindedir. İran'da 2022’nin sonlarında yaşanan olayları yakından takip edip toplumun sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi açıdan nasıl bir krizin içinde olduğunu tasdik etmeyen yoktur sanırım. Hatta işlerinin bir gereği olarak “şehir güven ve emniyet içindedir” diye feryat edenler dahi durumun hiç de böyle olmadığını ve toplumsal bir kriz yaşandığını gayet iyi bilmektedirler. Hiç kimsenin memnun olmaması bu durumun en açık delilidir.  Memnuniyetsizliğin sebeplerini yüz seksen derece paralaks gösterebilirler; ama her halükârda ne sokaklarda protesto için şiddete başvuranlar ne de onlara bozguncu diyenler durumdan memnun görünmektedir… Toplumda yaşanan bu buhran, hükümetin yetersizliği ile işleri doğru yönetememesinin bir sonucudur. Yönetim ideolojisi, ona inanmış olanlar için artık ulaşılması zor bir ütopya iken, sayıları her geçen gün artan muhalifler için artık hiçbir meşruiyete sahip değildir. Özellikle son yıllarda, sosyal ve ekonomik alandaki çatlaklar ile kültürel ve politik kutuplaşmalar bu sayının artmasına ivme kazandırmıştır. Buna ilaveten geçim zorlukları ile sosyal kısıtlamalar, kültürel çatışmalar ile siyasi yozlaşma, toplumun öfkesini her geçen gün daha fazla artırmıştır.



[1] Mansur Has?imi?, Tahran’da “Da?nis?na?me-yi Ciha?n-ı İsla?m” kurumu’nda kelam araştırmaları başkanı, aras?tırmacı yazar ve düşünür. Doktorasını Tahran Üniversitesi Felsefe bo?lu?mu?nde tamamlayan Haşimî’nin kelam ve edebiyat alanlarında da yayınları mevcuttur. Çalışmalarında İran’ın entelektüel ve düşünce hayatıyla yakından ilgilenmekte ve güncel konularla ilgili yaklaşımlarını cesur bir şekilde ifade etmekten de çekinmemektedir. (ç.n.)

...
Mansur Hashemi

Söyleşi

Mahmut BAŞ-“Ülke Olarak Paradigma Değişikliğine Gidilmeli”
Yazının tamamını okumak için : Yazıyı Oku

Özet

SÖYLEŞİ
Mahmut BAŞ-“Ülke Olarak Paradigma Değişikliğine Gidilmeli”
Jeofizik Yüksek Mühendisi, Kızılay İstanbul İl Merkezi Yön. Kur. Üyesi
 
 
6 Şubat’ta yaşadığımız büyük K.Maraş depreminden 11 ilimiz ve Suriye’nin Kuzeyi büyük oradan da etkilendi. Depremin ardından deprem bölgesine devletin seferberliğinin yanı sıra yurtiçinden ve yurtdışından birçok arama kurtarma ekipleri, dernekler, vakıflar ve yardım için çok sayıda gönüller gitti. Deprem bölgesinde sahada bizzat yardım faaliyetlerinde bulunan Jeofizik Yüksek Mühendisi olan ve aynı zamanda da 1998 yılında İBB Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü'nü kuran Mahmut Baş ile büyük Kahramanmaraş depremini ve olası depremler üzerine konuştuk.
Konuşan: Rukiye KÜREK

...
Mahmut Baş
“Aklaniyet ve Maneviyat”... Acı Çeken İnsanlığa Bir Proje Önerisi... -I
Özet

Mustafa Melikyan ile Söyleşi / ( Asiye Tığlı)
 
Mustafa Melikyân, iyi bir araştırmacı, yazar ve üniversite hocası olmanın ötesinde 1990’lı yıllardan itibaren dile getirdiği düşünceleriyle gündemde olan İran’ın en önemli düşünür ve filozoflarından biri olarak kabul edilmektedir. Şimdiye kadar yüzden fazla makale ile elli adet kitap yayınladığın ve çalışma alanının en üretken yazarlarından biri olarak kabul edildiğini belirtmek gerekir. Kendisine yaptığımız son ziyarette de gözlemlediğimiz gibi, özellikle felsefe, irfan ve psikoloji alanında yaptığı araştırmalar, gerçekleştirdiği söyleşiler ve verdiği derslerle gündemde olmaya devam etmektedir. 
 
 Melikyân, 1 Ocak 1956’da İran’ın Isfahan şehrinde dünyaya gelmiştir. Babası Abdurrahman Melikyan, İsfahan’ın Şahrıza eyaletinin tanınan ailelerine mensup bir ailedendir. Dolayısıyla edebiyat ve kültür açısından kültürlü ve mütedeyyin bir ailede büyümüştür. Üniversite eğitimine Tebriz Üniversitesi makine bölümüne kaydolarak başlamıştır. Buradaki eğitimine devam ederken ilahiyat alanına yönelmiş; fakat bu alandaki eğitimi yetersiz bularak Kum’daki İmam Humeyni Eğitim Kurumu’nun talebelerinden biri olmuştur. Uzun yıllar Kum’da eğitim almış ve bir müddet burada hocalık yapmıştır. Burada felsefi alandaki yeteneği ile dikkat çeken ve aranan bir üstat iken yirmi yıllık bir geçmişten sonra üniversite hocalığına geçiş yapmıştır. Bu süreçte Kum’daki ilmi faaliyetlerine ve hocalığına devam etmeyi ihmal etmemiştir. Ancak 2009 yılındaki seçimlerin ardından Kum’da ilişkili olduğu tüm kurumlardan ve Tahran’da ders verdiği üniversitelerden ihraç edilmiştir. Melikyân, bir düşünür olarak öncelikle  Kiyân ve Naqd u Nazar gibi önemli dergilerde, -başta Abdulkerim Süruş ve Şebisteri olmak üzere- entelektüel dinî düşünce alanında isim yapmış önemli simalara yönelttiği eleştirilerle dikkat çekmiştir. 1990’larda İran’ın önemli entelektu?ellerden biri olarak adından so?z ettirmeye bas?layan Melikyan, 'Maneviyyet ve 'Aklaniyyet' (akılcılık ve maneviyat) bas?lıklı projesiyle dinî alandaki yenilik arayışlarını farklı bir mecraya taşımıştır.  
 
Melikyan, iç dünyasında beş? farklı merhaleyi tecrübe ettiğini ifade etmektedir. Gençlik yıllarında bir fundamentalisttir. Fakat bu tercihin kendisine uygun olmadığına karar verip gelenekselci I?slam'a yönelir. Fransız yazar Rene Guenon, iki İsviçreli düşünür Frithjof Schuon ve Titus Burckhardt ile Martin Lings ve nihayet Seyyid Hüseyin Nasr onu etkileyen isimler arasında yer alır. Fakat bu dönem de uzun sürmez ve 1988'den sonra geleneksel İslami anlayış? dairesinden uzaklaşarak modernizm ve entelektüel dini düşünceye doğru yönelmeye başlar. Bu dönemden sonra fikri aşamalarından dördüncüsü olan varoluşçuluğa ilgi duymaya başlar. Kierkegaard, Dostoyevski, I?spanyol filozof Unamuno ve Fransız Katolik Gabriel Garda Marquez gibi teist varoluşçulara yönelir. 2001 yılından sonra nihayet "akılcılık[1] ve maneviyat " olarak tabir ettiği kendine ait projesiyle beşinci aşamaya ulaştığını söyler.  
 
Melikyân asıl kaygısının “etiyle kanıyla bu dünyaya gelen, acı çeken ve sonra da göçüp giden insan” için olduğunu ve dolayısıyla da yaşama bir anlam kazandırma gayesiyle hareket ettiğini dile getirmektedir. Melikyan'ın Müslüman düşünürlere yönelttiği en önemli eleştirisi; dini zorla modern akla uydurmaya c?alıs?maları ve bu s?ekilde onu aslından uzaklas?tırmaları yönünde olmuştur. Ona go?re bu durum, aslında dindarlıkla modem aklın farklı tabiatlarından dog?an kac?ınılmaz bir sonuc?tur. Modern çağda yaşayan insanlar olarak bizlerin makul ve deliller üzerinden düşünmeye ihtiyacımız vardır. Fakat geçmişte dinin ikame ettiği manevi hayata da aynı derecede muhtacızdır. Ancak dinin taabbudi yönü modern olmakla bağdaşmamaktadır. İşte bu nedenle dinin yerine ikame edebileceğimiz yeni bir maneviyat tanımına ihtiyacımız vardır. Bu noktada Melikyân bir çözüm önerisi olarak “akılcılık ve maneviyat” projesini önermektedir. Çünkü eğer, ‘kurtulus? ic?in bir yol varsa, o da, maneviyatla aklın birles?iminden ve bu iki bu?yu?k faziletin gereklerini yerine getirmekten bas?ka bir s?ey’ olamayacaktır. Melikyân bu projesini ilk olarak 2000 yılında yayımlanan Râh-i Nev dergisindeki bir söyleşisinde dile getirmiş ve sonraki yıllarda da savunmaya devam etmiştir. Son olarak 2022 yılında gerçekleştirdiğimiz İran ziyareti esnasında fikir değiştirmekte zorlanmadığını bildiğimiz Melikyân’ın düşüncelerindeki son gelişmeleri merak ettik ve kendisiyle bir söyleşi gerçekleştirdik.  Bu söyleşide, akıl ve maneviyat içerikli projesinin yanı sıra, peygamberlik, vahiy ve uluhiyet konularında da kendisine bazı sorular yönelttik:



[1] Buradaki akılcılık kavramı “aklilik veya akla uygunluk” olarak da tercüme edilebilir. Ancak Melikyân, “aklâniyyet” kavramıyla her ne kadar katı anlamıyla rasyonalizmi kastetmeyip maneviyata kapı aralamış olsa da her halükârda aklı temel almaktadır. Yani herhangi bir inancın ya da düşüncenin kabul edilebilmesini, inanç ahlakının bir gereği olarak akıl tarafından yeterli delillendirme ile temellendirilmesi şartına bağlamaktadır. Bu nedenle metinde “akılcılık” tercümesi daha uygun görülmüştür.

...
Mustafa Melikyan
breitling chronographe etanche 50m a68062 no 1111 price omega dark side of the moon copy uk replica watches steve mcqueen watch auction tag heuer carrera calibre 16 leather strap replica watches uk omega seamaster nato strap rado first copy watches in ahmedabad swiss replica watches hello rolex reviews rado tan boots fake watches
İLİMYURDU Yayıncılık ve Eğitim Hiz. Ltd. Şti.
Adres : Molla Gurani Mah. Akkoyunlu Sk.
            No: 36 Fındıkzade Fatih / İstanbul
Tel      : 0212 533 05 35
Mail    : info@yetkindusunce.com
Tüm Hakları İlim Yurdu Yayıncılık’a aittir. Kaynak belirtilmeden hiçbir içerik kopyalanamaz. | Tasarım & Yazılım: Dizayn Sanat