II. BÖLÜM Özcan Pali’yle Türkiye’de Deizm Üzerine

Sayı:5 / Tanrıyı Yeryüzünden Kovmak - Söyleşi

Fatih Yaman

“DüNYAYI DEİSTİRMEK”
 
Öncelikle sizi ve derneğinizi tanıyarak başlayalım dilerseniz. Özcan Pali kimdir, deizmde nasıl karar kılmıştır? Bildiğimiz kadarıyla önceki dönemde Ateizm derneği içerisinde faaliyetleriniz oldu. Deizm derneği gibi bir girişime niçin ihtiyaç duyuldu? 
 
1978 Erzincan doğumluyum, istanbul’da yaşıyorum. alevi bir ailenin çocuğuyum, 9 yaşından itibaren, aleviliği bir türlü benimseyemedim, onu islam dışı ya da islam’a yama yapılmaya çalışılan bir mezhep olarak gördüm. Dinin beş şartını yerine getirmenin daha doğru olabileceğini düşünsem de ülkedeki bağnazlıktan dolayı, inanç olarak kendim için uygun bir zemin bulamadım. 18 yaşında yehova Şahitleri-Hristiyan cemaati ile tanıştım. altı aylık inceleme ve araştırmam sonucunda hakikati bulduğumu düşündüm ve vaftiz olarak kadıköy cemaati’ne bağlı olarak 17 sene boyunca, sokak-sokak, kapı-kapı dergi ve broşür dağıtarak misyon faaliyetinde bulundum. Bu hizmet ve faaliyetlerin sonucunda cemaatte “Hizmet yardımcısı” ve “ihtiyar” olarak atandım. ancak, 2013 yılında gerçekleşen bir olay dini açıdan önemli bir hayal kırıklığı yaşamama sebep oldu. Sonrasında, iman ettiğim dini öğretileri tekrar sorgulamaya başladım. artık incelemelerimi imanla değil sorgulamayla ve bilimsel metotla yapmaya karar verdim. tabi daha önce iman ederek oluşan bilinçaltımda hep bastırdığım şüpheler artık gün yüzüne çıkmıştı. kutsal kitabı (tevrat, Zebur, incil’i) derinlemesine inceledikçe, bilimle uyuşmadığını, akıl ve mantıkla bağdaşmadığını daha çok gördüm ve bunun tanrı’nın sözü olamayacağına kanaat getirdim. uzun yıllar gönül vererek birlikte olduğum gruptan ve yehova Şahitleri “cemaat ihtiyarlığı”ndan istifa ederek ayrıldım. Bu ayrılıktan sonra bir deist olarak araştırmalara devam ettim ve gelişen süreçte önceki hayatıma benzer deneyimler geçiren, dinsel karanlıkta esir olan diğer insanlara yardım edebilmek adına bir dernek kurma fikrini kendimce olgunlaştırmaya çalıştım. Bu olgunlaşma evresinde çeşitli sosyal medya hesapları açarak fikirlerimi paylaştım ve bir deist olarak ateizm derneğine üye oldum. Bu üyelik bir yandan Deizm Derneği’nin kuruluşu için önemli bir lobi faaliyeti yürütmemde etkili oldu, diğer taraftan lgbt’li olmam ve SPoD lGBti derneğine de üye olmam dolayısıyla birçok ateist ve deist yeni dostlar edindim. 2018 Haziran’ında ise diğer kurucu üyelerle birlikte Deizm Derneği’nin kurulmasına katkı sağladım. Sorunuzun kişisel olarak cevabını böyle özetleyebilirim, diğer kurucu üyelerimizle ilgili kısım içinse derneğimizin http://deizmdernegi.org/belge5.pdflinkinden bilgi edinilebilir. 
Çeşitli araştırmalar deizmin ateizme geçiş öncesi bir aşama olarak kabul edildiğini, birçok kişinin geleneksel inanışından önce deizme sonrasındaysa ateizme geçtiğini ifade ediyor. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir? 
 
Bu düşünce hem çok doğru hem de çok yanlış. Şöyle ki; Deist düşünce oldukça doğal bir inançtır diyebiliriz. Deist bireylerin sonraki durağının ateizm olduğunu söylemek, hele hele genelleme yaparak bunu söylemek hiç de doğru olmayacaktır.Muhafazakâr iktidara yakınlığı ile bilinen, Mak araştırma şirketinin 2017 yılında türkiye’de yaptığı bir ankete göre, toplumun %86’sı teist, %6’sı Deist, %4’ü ateist, %4’ü agnostik görünmektedir. Eğer söylendiği gibi olsaydı, deistlerin oranının stabil kalması, ateistlerinse sürekli artması gerekirdi. istatiksel olarak bu söylemi doğrulayacak bir veri olmadığı gibi, bu anket ve doğal gözlemlerimiz, deist bireylerin her zaman ateist bireylerden kat kat daha fazla olduğunu gösteriyor. 
 
Ancak, ateist bir bireyin dini inancına geri dönmesi ne kadar az rastlanırbir durum ise, deist bir bireyin de sonradan ateist bir düşünceyi benimsemesi rastlanılmayan bir durum değildir. Dinsel bağnazlık içindeki toplumlarda, genelde insanlar teizmden ateizme ani bir geçiş yapmaktadırlar. Çoğu ateistin yaşam hikayesi,bunun böyle olduğunu doğrular. Bununla birlikte inançlı ama dinsel bağnazlık göstermeyen bir aile ve çevrede yaşayan bir bireyin, deizmden öteye gitmesi oldukça nadir görülür. o halde, deizm köprüsünden geçerek ateist olmuş bir bireyi bu yola iten asıl nedenin, çoğunlukla akıl dışı dinsel bağnazlık ortamında, dinlerin antropomorfik yani insanbiçimci tanrısına olan isyanı olduğunu söyleyebiliriz. 
 
Diğer taraftan, orta çağ deizm anlayışında, tanrının insanbiçimci yani insani niteliklerle betimlendiğini söylemek gerekir. ancak günümüz deizm anlayışında antopomorfik tanrı tanımına yer yoktur. yaratıcının insani niteliklere benzer duyguları olan biri olduğunu düşünen bir deistin, kısa zaman içerisinde ateist olması da kaçınılmazdır. Evet, deizm o kişi için bir köprü olabilir, belki de olmalıdır. ateizmin ve deizmin ortak ve en güçlü paydası hiçbir dine ait olmamaları, dinlerden arınmış olmalarıdır. Bu ortak kümede birinin deizmden ateizme geçmiş olması veya ateizmden deizme geçmiş olmasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. ateist ve deist bir bireyin yaşam pratiği aynıdır, yaşamında tanrıya zaman ayırmamaktadır. Sahip oldukları ahlaki prensipler, insan olmanın gereğidir. akıl, mantık ve sağduyu ortak ve güçlü sağduyularıdır. 
 
Türkiye’de deist düşünüşe mensup olan kitlenin niceliksel büyüklüğüyle ilgili bir saptamanız var mı? Derneğinizle temas kuran kişilerden ya da bu konuyla ilgili varsa yapılan çalışmalardan hareketle neler söylersiniz?
 
Mak araştırma Şirketinin anketine göre, deist düşünenlerin nüfusa oranı %6. Bu da 4,8 milyon insan yapar. ancak bu rakam içerisindeki büyük kesimin, sahip olduğu düşüncesinin deizm kategorisine girdiğinden haberi yok. yani deist olduklarının farkında değiller. Deizmin tanımı yapıldığında, kendilerinin de deist olduğunu kabul edecek kimselerdir bu insanlar. Öte yandan, söz konusu anket yalnızca aleviler kapsamında yapılmış olsaydı bu rakam 2 katına çıkabilirdi. Gözlemlerimize dayanarak, kendilerine deizmin tanımı yapılırsa, ülke genelinde 12 milyonu bulan alevi nüfusunun içerisinde, 35 yaş altı insanların genelinin deist düşüncede olacağı sonucu elde edilebilir. karışık insan popülasyonuyla elde edilen 4,8 milyon rakamına, sadece alevilerin içerisindeki bu büyük rakam eklenirse, deist nüfusun 10 milyona yakın olacağını düşünmekteyiz.
 
Derneğinizin sosyal medya paylaşımlarından ateist düşünceyi olumlayan bir tutum içinde olduğu izlenimi ediniliyor. Siz kendi düşünceniz ile ateizm arasındaki mesafeyi veya ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz? 
 
O veya bu nedenle kendini dinlerden arındıran her bir deist, dinlerin tanrılarına karşı ateisttir ve yine bu dinlerin tanrılarına karşı ateistlerle fikir birliğindedir. Bu nedenle dinler karşısındaki ateist paylaşımlar, aynı zamanda bizim de kabul ettiğimiz, onayladığımız ve kullandığımız paylaşımlarıdır. Başka bir ifadeyle, dinler ve dinlerin tanrılarına karşı ateist felsefe ile hemen hemen “aynı ekmekten yiyor, aynı suyu içiyoruz”. 
 
Zaten ateizmin ortaya çıkması, insan ürünü dinlerin varlığındandır. ateizmin muhalif ruhu, deizmin yaratıcısıyla pek uğraşmaz, aslında tepki geliştirdiği asıl konu, dinlerin insan karakterine dahi ulaşamamış tanrılarının varlığınadır. ateizmi benimseyen sosyal medya hesaplarından, %99,9 dinlerin tanrılarının var olmadığı ve olamayacağı yönünde paylaşımlar yapılmaktadır. Bu oranın geriye kalan çok çok az kısmında deizmin yaratıcı fikrine karşı birtakım agnostik felsefi söylemler yer almaktadır, bu da normal görülmelidir; büyük önem atfetmeyi gerektirecek bir durum değildir.
 
Deizm derneği olarak yayınladığınız deklarasyonda “Layık olmadığımız halde bize yaşam veren evrenin yaratıcısı Tanrı’ya minnettarız” ifadesi dikkat çekiyor. Buradaki layık olma meselesinin arkasında ne tür bir varoluş düşüncesi yatıyor? İnsan niçin layık olmadığı halde var edildi? 
 
Her ne karar antropomorfik bir yaratıcıya inanıyor olmasak da bu, var oluşumuzun kaynağına minnettarlığımızı ifade etmemizi engellemez. Bu minnettarlık, yaratıcıyı memnun etmek için bir şeyler yapma isteği yerine, varoluşumuzun nedeni olarak gördüğümüz kaynağa duygusal reflekstir, öteye geçmez.
 
Felsefe literatüründe konu edilen kozmoloji argümanından hareketle tanrının eşsiz tasarımcılığına göndermede bulunan “Büyük Saatçi” benzetmesini kullanıyorsunuz. Teist ve ateist yaklaşımların sıkça tartışma konusu ettiği Kötülük Problemine/teodiseye yönelik sizin yaklaşımınız nedir? Büyük Saatçi dünyadaki kötülükler için sessiz kalmayı mı tercih ediyor? 
 
Yaratıcı için kullandığımız “Büyük Saatçi” sıfatının, canlı cansız tüm varlıklarda gördüğümüz kompleks işlevsel bütünlüğe duyduğumuz hayranlıktan kaynaklanıyor olduğunu söylemeliyiz ve bu işlevsel bütünlüğü yaratıcının evrimsel süreci işleterek elde ettiği ahenkli sonuçlar olarak kabul edebilmekteyiz. Söylemlerimizde dogmatik olmadığımız gibi onları taşa yazmış da değiliz. yani yaratıcıya, “Büyük Saatçi” diyorsak bu söylem bizim için hayranlık bildiren bir duygu-durum ifadesidir. 
 
Öte yandan, kötülük problemi, yaratıcıya insani nitelikler yüklenerek, o’ndan birtakım taleplerimize ve sıkıntılarımıza karşılık vermesinin beklenmesi durumunda ortaya çıkan bir problemdir. Deistler olarak insani nitelikleri yaratıcı ’ya yüklemeyiz ve bu nedenle de var olan kötülüklere müdahalesini beklemeyiz. aslına bakarsanız öncelikle iyi ve kötü kavramlarını sorgulamamız gerekir. Doğada iyi olan şey nedir, kötü olan şey nedir? iyilik ve kötülük insan nezdinde bir anlam taşır. Doğa savaş halinde olduğu için, mücadeleyi kazanan hayatta kalır. kaplanın geyiklere saldırması bir kötülük değildir. Etçil olmasının doğal durumudur. Biz insanların karşılaştığı sorunlar, bir yönüyle doğa karşısında zaman zaman mağlup olmamızdan, bir yönüyle de insan ailesi olarak doğal bencil arzularımızı dengede tutamadığımızdan kaynaklanan sorunlardır. kavramları yerinde kullanmadığımız ve insanbiçimci bir tanrı tasavvur ettiğimiz için sürekli içinden çıkılmaz formlar oluşturarak çözümlemeye çalışırız. oysa bizim bakış sınırlarımızda, tanrı insanbiçimci değildir, doğada iyi ve kötü kavramlar yoktur, iyi ve kötü kavramlarını biz oluştururuz. Doğada canlılar canlılarla beslenir, büyük balık küçük balığı yer, bizler de yaşam döngüsünde aynı zincirin devam eden halkalarını oluştururuz ve bu bakışla doğada bir kötülük bulamazsınız. 
 
 Derneğinizin “Dünyayı Deistirelim” şeklinde bir mottosu var, bu ilk bakışta kimi dinlerin misyonerlik vizyonuna benzer bir yayılmacılık anlayışını akla getiriyor. Deizm derneğinin “sekülerleşmeyi” bir değer olarak kutsayan ve kendi inancını yayma amacı taşıyan bir misyonu mu var? 
 
Bu soruyu hem hayır hem evet şeklinde cevaplayabiliriz. Hayır diyoruz, çünkü Deizm bir din değil, tam tersi dinlerden sıyrılmış, yaşama karşı dogmatik olmayan en uygun felsefi düşünce duruşudur. Bizler tanrıdan bir görev almadığımız gibi onun avukatlığını da yapmıyor, tüm insanların onu kabul etmesi için de çalışmıyoruz. Bu olsa olsa yaratıcının görevi olurdu.
 
Evet diyoruz, çünkü içinde bulunduğumuz dünyanın refahı dinlerden sıyrılmış olmakla doğru orantılıdır. Dünyanın hangi bölgesi dinlerden arınmışsa toplumsal refah ve huzur o bölgenin göze çarpan özelliği olmaktadır. tersine, dinsel bağnazlığın arttığı coğrafyalarda toplumsal refah düşmekte, iç karışıklık, yoksulluk ve savaş artmaktadır. Bu nedenle tüm bu içler acısı durumdan kurtuluşun reçetesi teistlerin deizmi benimsemeleriyle mümkün görünmektedir. Çünkü deizm, tanrısal misyon benimseyerek herhangi bir baskılama yapmaz, çünkü kutsalı yoktur. ayrıca bilim, kültür, sanat ve toplumsal refah gibi pek çok alanda azımsanamayacak katkılar sağlar. Bu nedenle, evet dindarları dinsizleştirerek Deistirme çabamız, misyonumuzdur. ancak ateistleri deizme çağırmak gibi Deistirme misyonumuz yoktur, çünkü zaten tümüyle bizler gibi dinsizdirler.
 
Bazı ateistlerin deistleri “Utangaç-Çekimser Ateist”, kimi teistlerinse “tembel/ritüelsiz teist” olarak değerlendirmelerini nasıl yorumluyorsunuz? Deizm arafta kalan muğlak bir hayat görüşü mü sizce? 
 
Bu söylemlerde bulunanlar, sadece kendi perspektiflerinden bakmaktadırlar. oysa durum öyle değildir. Durumun öyle olmadığını, yalnızca kendi penceremizden baktığımız için söylemiyoruz. Doğal gözlemlerimiz bunun böyle olduğunu doğrular. Deizm doğal bir düşünce biçimidir diyoruz. Çünkü dünyaya gelen her çocuk sorular sormaya başlarken, bir yaratıcı düşüncesi doğal olarak zihninde oluşuverir. Bu dışarıdan hiçbir müdahalede bulunmadan oluşan doğal bir zihinsel tutumdur. ancak bu doğallık dış etkenler tarafından bozulur. yani zihnin bu doğal tutumu diğer insanların onlara dini dogmalar aşılamasıyla, teist veya dinlerin tanrılarına karşı muhalifliğin aşılanarak, yaratıcı düşüncesinin silinmesi yoluyla ateist çizgi lehine gelişir. Her iki çaba da doğal yaratıcı düşüncesini taşıyan çocuk için suni bir müdahaledir. 
 
Dolayısıyla, sorunuza dönersek, ateizm ve teizm birbirine karşıt iki kutup olarak deistler için bu tür söylemler geliştirebilirler. ancak bu, yalnızca bir savunma mekanizması söyleminden ibarettir. Benzer bir durum deistler adına kurgulanacak olsa, onlar da herhalde ateistler için “asi Deistler”, teistler için de “köle Deistler” benzetmesinde bulunabilirlerdi. Fakat şunu belirtmeden geçmeyelim, Deistler hiçbir biçimde kararsız değillerdir. aksine, yaratıcının varlığı hususunda bir kanaate sahiptirler. Dolayısıyla deistler kesinlikle kararsız ve arafta kalmış değillerdir. Bu yakıştırmayı agnostikler için yapmış olsalardı kendilerini anlardık. 
 
Eğer yaratıcı olarak aşkın ve kuşatıcı bir tanrı düşüncesini kabul ediyorsanız onun insan ve topluma ilişkin düzen kurucu ilkeler/öğretiler sunma durumunu reddedişinizi nasıl gerekçelendiriyorsunuz? Tanrı var ettikleriyle ilişkisiz bir ontoloji düzlemine niçin kayıyor? 
 
Aşkın bir yaratıcı tanımı, onun yarattıkları ile ilgilenmesini gerektirmez. “ilgi göstermek” insanlara özgü bir davranıştır. tanrının ilgi gösterme isteğinin yahut niteliğinin olduğunu söyleyemeyiz. Benzer varoluş özellikleri taşıyanlar benzer nitelikler sergilerler. insanların robotlardan, robotların insanlardan duygusal beklentileri yoktur. tanrının insanlardan beklentisinin olduğunu söyleyemeyeceğimiz gibi, insanların da yaratıcıdan beklentilerinin olması gerektiğini söyleyemeyiz. o kendi formunda biz kendi formumuzdayız. 
 
Dernek deklarasyonunda kutsal kitabınızın Tanrı tarafından verilen vicdan olduğunu ve vicdandan hareketle iyinin ve ahlakın tesis edilmesi gerektiğine yer veriyorsunuz. Vicdan derken tam olarak neyi anlamalıyız? Toplumsal/verili bir gerçekliğin içine doğan bireydeki vicdanın bağımsız oluşumundan söz edilebilir mi? Bu aynı zamanda herkese göre farklılık taşıyan, mutlak bir görecelik durumu oluşturmaz mı? Eğer öyleyse her vicdan kendine göre bir iyi ve ahlak üretmeyecek mi? 
 
Bu konuda haklısınız, vicdan dediğimiz kavram toplumun bize kazandırdığı ile şekillenmiştir ve onunla hareket etmekteyiz. ancak esasen bahsettiğimiz şey toplum normları ile oluşagelmiş vicdan değil, doğarken bize bahşedilmiş bozulmamış vicdandır. Bozulmamış vicdan “sana nasıl davranılmasını istiyorsan sen de başkalarına öyle davran.” ve “sana karşı yapılmasını istemediğin bir şeyi sen de başkalarına yapma” prensipleriyle bütünleşen doğal vicdandır. Bu tür bir vicdan, bölgesel farklılık göstermeyen, tüm zamanlarda geçerli ve evrenseldir. ancak böyle bozulmamış bir vicdan ile kamu düzeni huzur bulur. insan Hakları Evrensel Beyannamelerinin deist önderlerin öncülüğünde oluşturulduğunu unutmayalım. Hiçbir din veya dinsel kitap bu beyannameleri oluşturamamıştır. Dinsel normlarla oluşturulmuş vicdan doğal değildir, dinlerden özgürleştirilmiş vicdan, doğallığa yönelmiştir, tabiidir.
İLİMYURDU Yayıncılık ve Eğitim Hiz. Ltd. Şti.
Adres : Molla Gurani Mah. Akkoyunlu Sk.
            No: 36 Fındıkzade Fatih / İstanbul
Tel      : 0212 533 05 35
Faks   : 0212 631 53 69
Mail    : info@yetkindusunce.com
Tüm Hakları İlim Yurdu Yayıncılık’a aittir. Kaynak belirtilmeden hiçbir içerik kopyalanamaz. | Tasarım & Yazılım: Dizayn Sanat