Kuran’ın Mesajını “Peçelemek”

Sayı:9 / Ataerkillik Toplumsal Cinsiyet Ve Şiddet - Dosya

Ahmet Keleş

Geleneğimizin “Kavvâm” Algısı ve Kadınla Birlikte 
 
“Nisâ 34, 35 ve 128’nci Ayetlerin Anlamı Üzerine”
 
Bu yazımı, “cenneti ayaklarının altına serip, dünyayı ayaklarının altından çektiğimiz kadınlara” ithaf ediyorum.
 
Başta rivayet tefsirleri olmak üzere, geleneğimizde yazılan hemen her tefsir kaynağı söz konusu ayetleri erkek egemen bir kültürün mensubu olarak yorumlamıştır. Bu nedenle, geleneksel bilgilerden hareketle bu ayetleri sağlıklı bir şekilde anlamak neredeyse imkânsızdır. 
Giriş
Okuduğumuz bir metin, nesnel olarak ne anlam taşırsa taşısın ancak bizim onu algıladığımız kadarını bize ulaştırır. Bu da bizim sahip olduğumuz “algı” sayesinde gerçekleşir. algımız ise, ait olduğumuz kültürün bizde oluşturduğu bir “ön-kabul” ve hayata bakış açısıdır. lalend’in ifadesiyle “oluşturulmuş akıl”1 olan bu algı, metnin kendisine ait nesnel anlamı dönüştürür ve artık metin sadece bizim ona yüklediğimiz anlamı taşımaya başlar. Bu kültürel algı o kadar “kutsal” ve dokunulmazdır ki, akıllarımızın üzerine örtmüş olduğu örtüyü ve gözlerimize çektiği perdeyi kaldırmak sanıldığı kadar kolay değildir. insanlık tarihi boyunca her metnin başına aynı trajedi gelmiştir. 2 Bu sorunu aşmak için gösterilen birkaç yüzyıllık çaba Hermenötik olarak meyvesini verdi. Metin okuma ve anlama üzerine geliştirilen, diğer bir ifadeyle “anlama”nın mahiyetine dair ortaya konulan tüm bu çabalar ve Hermenötik ekoller sözünü etmeye çalıştığım sorunu çözmeye çalışmaktadırlar.3 Halen çağdaş felsefenin en başat sorununun “anlama” ve “anlam” olduğu düşünülürse ne söylemeye çalıştığım daha iyi görülebilecektir. Bu bağlamda, Müslüman geleneğin kuran ile kurduğu “anlam” ve “anlama” ilişkisi son derece önemli bir örnektir. Ele almaya çalışacağım özel örnek ise nisâ 34, 35 ve 128’nci ayetlerdir. Bu makale, bir yönüyle söz konusu ayetlerin nasıl yanlış anlaşıldığına diğer taraftan da kadının “varlığına” ve “sosyal konumuna” ilişkin geleneksel kabullerimizin kutsal referanslarına işaret edecek ve dokunulmaz olana dokunmaya çalışacaktır. 
 
Başta rivayet tefsirleri olmak üzere, geleneğimizde yazılan hemen her tefsir kaynağı söz konusu ayetleri erkek egemen bir kültürün mensubu olarak yorumlamıştır. Bu nedenle, geleneksel bilgilerden hareketle bu ayetleri sağlıklı bir şekilde anlamak neredeyse imkânsızdır. tefsir geleneğimizin konuyla ilgili verdiği bilgiler elbette önemlidirler ancak ayetlerin kendi anlamları ve vermek istedikleri mesajlar onlardan çok daha önemlidir. aşağıda serdetmeye çalışacağım düşüncelerim ve yapacağım yorumlar, okuyucu için geleneksel algıya karşı epeyce farklı gelecektir. yaklaşık elli yıldır islamî ilimlerle meşgul olan bir ilahiyatçı olarak, naçizane gözlemlediğim en önemli şey “kutsal kaynaklarımızı okumada dikkate alacağımız tutarlı bir yöntemin eksikliği” olmuştur. Her alanın kendine mahsus ve kendine yeten metodolojisi, Müslüman geleneği tam anlamıyla bir ihtilaflar geleneğine çevirmiştir. Çünkü metotta ihtilaf sonuçta da ihtilaf demektir. Üzerinde duracağım konunun hem nazik yapısı hem de üzerinde çok fazla yorumun yapılmış olmasıbeni zorunlu olarak birkaç metodolojik ilkeyi belirlemeye sevk etmiştir. Bu temel ilkeler hem yaptığım yorumların metodolojik temelini hem de vahye bakış açımı yansıtmaktadır. yazımın bu çerçevede okunup değerlendirilmesini arzu etmekteyim. Ele alacağım ayetler, yüce Mevla’nın biz kullarına olan merhametinin ve yakınlığının açık bir göstergesi olarak görülmelidir. Çünkü allah, yıkılmanın eşiğine gelmiş bir aileyi, sönmek üzere olan bir ocağı kurtarmak istemektedir. Bu düşüncem, yazımın beslendiği arka-plan ve kaynaktır. 
 
Temel Metodolojik İlkeler 
1- “Kuran, herhangi bir yoruma ihtiyaç duymayacak kadar apaçık bir kitaptır.” Bunun aksini iddia etmek, allah’ın insanlara anlamaları için değil ihtilaf etmeleri için bir kitap indirdiği anlamına gelir ki bunun kabul edilebilir bir iddia olmadığı aşikârdır. Bu ilkeye, “peki, geleneğimizdeki bunca yazılan tefsirler ne olacak” diye itiraz edilemez. Çünkü bir kitap hakkında bunca farklı yorumların yapılmış olmasının vebali kitabın kendisine yüklenilemez, hele de bu kitap; “ben apaçık ve anlaşılır bir kitabım” diyorsa… 
 
2- Mevcut siyer kaynaklarımız ve Hz. Muhammed’in ilk örnekliğini nakleden tüm diğer kaynaklar, kuran’ın/vahyin, ilk muhataplar tarafından anlaşılmadığına dair hiçbir bilgi vermezler. Muteber tefsir kaynaklarımızdan taberî ve ibn Ebî Hâtim’in tefsirlerinde yer alan yorumların yüzde seksen/doksanı sahabe, tabiîn ve tebe-i tabiîn nesline aittir.4 Bu da bize, kuran’ın anlaşılmasına ilişkin sorunların tabiîn neslinden itibaren başladığını gösterir. Çünkü onlar, tıpkı bizim gibi, vahyin yazılı metnini yani Mushaf’ı okumakta ve anlamaya çalışmaktaydılar. Dolayısıyla diyebiliriz ki, ilk üç neslin ve daha sonraki ulemanın kuran’ı yorumlama konusunda ortaya koydukları yaklaşımların farklılığı, vahyin Mushaf olarak okunmasından kaynaklanmaktadır. 
 
3- tefsire konu olan kitabın Kuran değil Mushaf olduğu asla göz ardı edilmemelidir. Çünkü Kuran ile Mushaf arasında asla ihmal edilemeyecek ölçüde büyük bir fark vardır. Mushaf’ın neden olduğu tefsir ve yorum faaliyetini, kuran’ın apaçık oluşuna aykırı bir durum olarak görmek son derece hatalı bir yaklaşım olur. Kuran; Hz. peygamberin tebliğ ve temsil ettiği vahiyken, Mushaf, yirmi üç yılda tamamlanan bu tebliğin sadece yazılı metinlerinin bir araya toplanmasından ibarettir. içinde nebevî temsil ve vahyin tarihi yoktur.5 işte Mushaf’ta bulunmayan bu temsil ve vahiy tarihinin eksikliği, sonraki nesiller tarafından yorumla kapatılmaya ve doldurulmaya çalışılmıştır. Bu ayrım dikkate alınmadan, geleneksel Kuran yorumlarını okumak bizi yanıltabilir. 
 
4- islami ilimlerin zeminini teşkil eden rivayetler, önemli oldukları kadar sorunludurlar da. Çünkü içlerinde sahih olan ile olmayan yan yana durmaktadır. onları ayırt etmenin ne kadar zor olduğuna başta Hadis ilmi olmak üzere diğer islami ilimler şahittir. Bu ifadeler, “rivayetleri dikkate almayalım, onlardan vaz geçelim” anlamına asla gelmez. Fakat sıhhatleri zannî olan rivayetlerle, sıhhati kesin/kati olan arasında bir seçim yapmak ve tercihte bulunmak gerekirse, seçim ve tercihi kati olandan yana kullanmanın gerekliliğini ima eder. Elimizde kuran gibi sübutu kati bir metin varken, rivayetlerin zannî bilgilerine mahkûm değiliz. Sübutu kati olan metnin delaletindeki zannilik, rivayetlerin sübutunun zanniliğinden evladır. Çünkü delaleti zannî olan bir ayetin bu “zannilik zaafını” kati/muhkem olan ayetlerle gidermek mümkündür. Bu nedenle, kuran’da yer alan ayetler ya “bizatihi muhkem” ya da muhkem olanların açıklayıcılığıyla “ligayrihî6 muhkem” yani apaçıktırlar. Sonuç olarak; Kuran her türlü apaçık bir kitaptır. 
 
İşte, nisâ 34, 35 ve 128’nci ayetleri, bu temel ilkelerle ele alacağım ve kendimi tefsir kaynaklarındaki nakli bilgilerle sınırlamayacağım. Şayet öyle yapacak olsa idim, okuyacağınız bu yazının yazılmasına gerek kalmazdı. 
 
A- Nisâ 34, 35 ve 128’nci Ayetlerin Anlamları
1- 34’ncü Ayetin Anlamı
Erken dönem tefsir kaynaklarımızda yer alan bilgilere göre, nisâ 34’ncü ayetin sebeb-i nüzulü, Ensar’dan bir kadının, kendisine tokat atan eşini şikâyet etmek üzere Hz. Muhammed’e gelmesi ve Rasûlullah’ın da kısas ile hükmetmesiyle ilgilidir.7 Bunun üzerine söz konusu ayet inmiş ve Rasûlullah; “biz bir hüküm vermiştik ama allah başka şeyi/hükmü murat etti” buyurup kadını çağırmış ve allah’ın emrini tebliğ etmiştir.8 Bu rivayet hemen hemen tüm tefsir kaynaklarında tekrar edilmiştir. aşağıda göreceğimiz gibi ayetin nüzulüne sebep olarak gösterilen bu olayın ayetin içeriği ve mesajıyla hiçbir ilgisi yoktur. Şahsi kanaatim, bu rivayet, ayette geçen bir ifadeye “dövün” anlamı verildiği için sebeb-i nüzul olarak gösterilmiştir. Gerçek sebeb-i nüzulün bu olay olduğunu düşünmüyorum. Çünkü söz konusu ayetlerin ortak vurguları ve merkezi kavramı “nüşuz”dur. Sebeb-i nüzul olarak gösterilen olayın ise nüşuz ile hiçbir alakası yoktur. ayrıca aşağıda detaylı bir şekilde görüleceği üzere, ayetlerin muhtevaları gösterilen sebeb-i nüzul ile uyuşmamaktadır. 
 
Nisa 34’e verilen mealler o kadar farklıdır ki, sadece onlara atıfta bulunmak bile konuyu asıl amacından uzaklaştırır. Bu nedenle yazımda, sadece Diyanet işlerinin yayınladığı meale atıf yapacağım ve verilen mealin, ayetin anlamını nasıl tahrif ettiğine de bilvesile dikkate çekeceğim. tabi ki asıl hedefim söz konusu mealdeki yanlışları göstermek değildir. Hedefim, ayetin doğru anlamını tespit etmektir. okuyucu kıyas yapabilsin diye resmi bir kurumun mealini esas aldım. Şimdi yapmam gereken ilk iş, ayetin hem erkeklere hem de kadınlara verdiği genel mesaja dikkat çekmek olacaktır. nisâ 34’ncü ayetin ilk cümlesi “erkekler”, ikinci cümlesi de “saliha kadınlar” diye devam etmektedir. yani ayet hem erkeğe hem de kadına birlikte mesaj vermekte ve her iki cinse de görev ve sorumluluklarını hatırlatmaktadır. Söz konusu kadın ve erkek evli çiftler olduğuna göre, evlilik akdi ile bir arada olan erkek ve kadına mesajlarını vermiş olmaktadır. Bu mesajın verilme nedeni de yıkılmak üzere olan aileyi yıkılmaktan korumak ve kurtarmaktır. Her şeyden önce ayetlerin mesajlarına bu açıdan bakmak gerekir. oysa meallerde verilen anlamlara bakılırsa allah, aileyi kurtarmaya değil tam aksine bir an önce yıkmaya çalışıyor gibidir! 
 
aşağıda okuyacağınız ayetin orijinal metninde bazı kelime ve ifadelerin altlarını çizdim. Bu ifadeler, anlamların tahrif edildiği yerlerdir. Örnek bir meal olarak iktibas yaptığım Diyanet işleri yayınlarına ait kuran mealinde de aynı ifadelerin altını çizdim. ta ki okuyucu, hangi ifadelerde anlam tahrifinin yapıldığını daha iyi görebilsin.
 
“Erkekler kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamaktadırlar (ve ailenin geçimini sağlamakta) İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gaybı” korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz allah, çok yücedir, çok büyüktür.”9
 
Üzülerek ifade etmeliyim ki, ayete verilen bu anlam kuran’ın vermek istediği mesajı tamamen yok etmiştir. Çeviride hata daha ayetin ilk cümlesiyle başlamaktadır. Çünkü “?????????? ?? ??? ??????????? ??????????» ifadesi sanki müstakil bir cümle imiş gibi çevrilmiş ve “Erkekler kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar” şeklinde anlam verilmiştir. oysa ayetin orijinal metninde altı çizili olan bu ifade, arapça gramer açısından müstakil bir cümle olarak çevrilemez. Zira ifade “?????» ile devam etmektedir. “?????»da ki “B” harf-i ceri cümlenin devam ettiğini, bu nedenle devamındaki ifadenin mutlaka önceki ifadeyle birlikte bir cümle olarak çevrilmesini gerektirir. Gramer gereği “B” harf-i ceri kendisinden önceki bir sözcükle/ifadeyle bağlanmak zorundadır. Meal yazarlarımız maalesef bu bağlantıyı ya görmezden gelmişler ya da bilinçaltlarındaki ön-okumalar görmelerini engellemiştir. ifade etmeye çalıştığım gramer zorunluluğu nedeniyle bu cümle, “erkekler kadınlar üzerinde koruyucudurlar” diye çevrilip nokta konulamaz. 10
 
Peki, cümle harf-i cer sayesinde devam ettiğinde anlam ne olur?
 
Öncelikle, hatalı olarak; “erkekler kadınlar üzerinde yetkilidir/koruyucudur” şeklinde verilen anlam yanlış olur. Şayet ayet yukarıda tırnak içinde verdiğim cümleden ibaret olsa idi, bu şekilde bir anlam verilebilirdi. ancak ayet burada bitmeyip devam ediyor. Söz konusu “?????» bağlacı “koruyucu, hâkim, egemen” anlamları verilen “???????????» sözcüğüne bağlanır ve bu sayede cümle, ayetin devam eden kısmı ile birleşir ve tek bir cümle olur. Bu durumda da “kavvâmûn” ifadesi “koruyucu” vs. anlamına gelmez. “???????????» ifadesi, işaret etmeye çalıştığım “B” harf-i ceri nedeniyle, sözlük anlamındaki, “güçlü, koruyucu” vs. anlamına gelmeyip; “bir şeyi yerine getirmek, bir görevi tamamlamak anlamına gelir” ki en yaygın kullanımı da budur.11 Özellikle “???????????» kelimesinin isim formunda ve mübalağa sığasıyla ifade edilmesi özel bir vurguyu ifade eder ki o da, yapılması istenen görevin hassasiyetle ve sürekli olarak yapılmasıdır. isim cümlesinin sübut ve istikrar anlamı bunu gerektirir. Böylece allah ayete, erkeklere sürekli olarak yerine getirmeleri gereken bir görevi hatırlatarak başlamaktadır. Bir bütün halinde bu ilk cümlenin anlamını verebilmemiz için “????????????? ???? ????????? ?????? ?» ifadesinin başındaki “atıf vâvı” nedeniyle, bu ifadeyi de daha önceki ifadelerle birleştirmemiz ve hepsini birlikte tek bir cümle olarak çevirmemiz gerekir. Sonuç olarak ayetin ilk cümlesi “???????????????» sözcüğüne, satırın sonundaki “?» secavendine kadar tek bir cümledir. anlamın buna göre verilmesi gramer bakımından zorunludur. aksi durumda ayetin anlamı tahrif edilmiş olur. ayetin ilk sözcüğü “??????????» mübtedadır. “???????????» sözcüğü ve devamı da bir bütün halinde haberdir. cümlenin buna göre tercüme edilmesi gerekmektedir. Bu durumda, ayetin ilk cümlesinin anlamı şu şekilde olmalıdır: 
 
“Erkekler, Allah’ın kendilerine farklı bir şekilde lütfettiği mallarından, hanımlarına harcamaları gerekeni (evlilik akdi gereği erkeğin görevleri vardır) hassasiyetle ve sürekli olarak yerine getirirler.” 
 
Ayetin gramere uygun doğru anlamı budur. Görüleceği üzere ayet, ne erkeklerin kadınlara üstünlüğünden ne de erkeklerin kadınlara karşı güçlü, koruyucu vs. olduklarından söz etmektedir. Mealini verdiğim bu cümlenin şimdi de kısaca mesajına işaret etmek istiyorum. ayetin ilk cümlesi erkeklere mesajdır. Bu mesajda allah, yıkılmak üzere olan ailenin reisine yani erkeğe; “sen hanımına karşı yapman gereken görevleri, özellikle de maddi sorumlulukları tam olarak yerine getirdin mi” diye hatırlatmaktadır. Bu hatırlatmada bilhassa erkeklerin mal ve maddi servet bakımından farklı olduklarına vurgu yapılmıştır. “?????????? ???????? ??????? ?????  ?????????????  ???? ????????? ???????  ?????? ???? ?? « ifadesi bu vurguyu ifade etmektedir. Hatalı olarak; “Çünkü allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamaktadırlar (ve ailenin geçimini sağlamakta)” şeklinde verilen bu mealin, ayetin anlamıyla hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü ayette geçen “???????» sözcüğü üstünlükten söz etmediği gibi “insanların bir kısmının bir kısmından üstün olduğunu” ise hiçbir koşulda ifade etmemektedir. Zira “??????????» ifadesindeki “hum” zamiri zorunlu olarak ayetin başındaki “erkekler” sözcüğüne racidir. Bu durumda ayet, erkeklerin kendi aralarındaki farklılıktan söz ediyor demektir. Bu fark ise zannedildiği gibi üstünlük olmayıp mali/maddi imkânlardaki farklılıktır. Şayet, benim “farklılık” olarak anlam verdiğim “???????» sözcüğüne “üstünlük” anlamı versek bile ayetin anlamı; “erkeklerin bir kısmını bir kısmından üstün kıldık” olur, “erkeleri kadınlardan üstün kıldık” değil! kaldı ki ayetin devamındaki “????????????? ???? ?????????» ifadesi hem benim iddiamı hem de verdiğim anlamı doğrulayan en önemli karinedir. Çünkü allah ilk önce erkeğe mesaj vermekte ve eşine karşı olan sorumluluğunu hatırlatıp, nikâh akdi gereği yerine getirmesi gereken maddi harcamaları hassasiyetle yapmasını söylemektedir. Bu mesajı verirken aynı zamanda toplumsal bir realitenin de altını çizmektedir. Bu realite; her erkeğin mali durumunun aynı olmayıp farklı olmasıdır. işte allah bu farklılığa “???????» ile işaret edip herkes kendi imkânı ölçüsünde harcama yapsın demektedir. Böylece ayetteki; “?????????? ???????? ??????? ?????   ????????????? ???? ????????? ?????? ?  ?????? ??? ???« ifadesi, kadın-erkek arasındaki üstünlüğe değil, eşlerine harcama yapacak olan erkeklerin mali imkânlarındaki farklılığa işaret eder. Bu derece açık olan bir ayeti ön-kabuller nedeniyle adeta tahrif edercesine, “erkeğin kadından üstün olduğunu” ifade edecek şekilde çevirmek sözün bittiği yer olsa gerektir.12 yapmış olduğum bu açıklamaları, ayetin orijinal metni üzerinde arapça şerh olarak ifade etmek istiyorum ki, ayette geçen zamirlerin nasıl yanlış anlaşılmış olduğunu ve tabi buna bağlı olarak da ayetin nasıl yanlış tercüme edildiğini daha iyi göstermiş olayım. 
 
Ayetin, arapça şerh ve tefsiri bu şekilde olmalıdır.
Erkeklere verilen bu mesajın ardından sıra kadınlara gelmektedir ve ayet ikinci cümleye “???????????????» sözcüğüyle başlamaktadır. iktibasta bulunduğum Diyanet işlerine ait mealde bu sözcük, “iyi kadınlar” diye çevrilmiştir. oysa bu sözcüğün anlamında dindar ve inançlı olmaya bir vurgu vardır. Sözcük, “iyi” anlamını da kapsar ancak sadece ona indirgenemez. Çeviride yapılan bu hata devamında gelen “??????????» sözcüğünün de yanlış anlaşılmasına neden olmuş ve o da, “itaatkârdırlar” diye çevrilmiştir. tabi buradaki itaatten maksat kadının erkeğe olan itaatidir. Çünkü gelenekteki hâkim anlayış budur. kuran’ın bunu kastetmediğini aşağıda göreceğiz. Verilen anlam kelimenin sözlük anlamına uygundur ancak ayette kastedilen itaat kadının erkeğe itaati değildir. Bu şekilde verilecek bir anlam ayetin vermek istediği mesajla uyumlu değildir. ayetin başında allah, önce erkeğe görevini hatırlatıp mesaj vermiş ardından da sıra kadına gelmiştir. Şimdi de ona mesaj verecektir. Erkeğe nasıl ki kadına karşı üstlenmiş olduğu sorumlulukları hatırlatılarak mesaj vermişse, kadına da aynı şekilde evlilikten doğan eşine karşı sorumlulukları hatırlatılarak mesaj vermektedir. Bu yüzden ayet, erkeklere yapılan hitaptan sonra kadınlara; “ey imanlı, inançlı hanımlar” diye seslenmektedir. Bu hitap ve seçilen sözcük, kadınlara yapılan bir iltifat ve değer verme olduğu gibi inançlarına atıf yapılarak kendilerine seslenilen hanımların “??????????» yani itaatkâr olduklarına da vurgu yapılmaktadır. 
 
Fakat kime itaat?
 
Bu dindar, inançlı hanımların kime karşı itaatkâr olduklarını tespit son derece önemlidir. aşağıda detaylı bir şekilde üzerinde duracağım gibi ayetin devamındaki ifadeler, söz konusu itaatin “allah’a itaat” olduğunu gayet açık bir şekilde belirlemektedir. ne var ki erkek egemen bakış hiç zorlanmaksızın sözcüğün anlamını “eşlere, erkeklere itaatkârlık” olarak dönüştürmüştür. Bu noktayı ayetin devamındaki ifadelerle birlikte netleştirmeye çalışacağım. 
 
Bu dindar, inançlı hanımların kime karşı itaatkâr olduklarını tespit son derece önemlidir. Aşağıda detaylı bir şekilde üzerinde duracağım gibi ayetin devamındaki ifadeler, söz konusu itaatin “Allah’a itaat” olduğunu gayet açık bir şekilde belirlemektedir. Ne var ki erkek egemen bakış hiç zorlanmaksızın sözcüğün anlamını “eşlere, erkeklere itaatkârlık” olarak dönüştürmüştür. 
 
Tıpkı “??????????» sözcüğünde olduğu gibi bir diğer yanlış da “??????????» sözcüğünün anlamında yapılmıştır. “??????????» sözcüğünü, “???????????????» mübtedasının ikinci haberi olarak anlamlandırmak zorunludur. oysa iktibas yaptığım mealde, cümle düşüklüğüne neden olacak şekilde ayrı bir ifadeymiş gibi çevrilmiştir. tıpkı yukarıda bahsettiğimiz “B” harf-i ceri gibi burada da “??????????» dan sonra gelen “ ?????????? ?» sözcüğündeki “lam” harf-i ceri “gayb” sözcüğünü “Hâfizât” sözcüğüne ve bilvesile de baştaki mübtedaya yani “saliha kadınlar” sözcüğüne bağlamaktadır. okuduğunuz mealde altını çizdiğim ve hiç bir şey anlaşılamayan “gaybı korumak” ifadesi sadece ayetin anlamını hatalı yapmakla kalmayıp verilmek istenen mesajı da tamamen ortadan kaldırmaktadır. kadınlara verilen bu mesaj cümlesinin iki anahtar sözcüğü vardır: Birincisi “??????????» sözcüğüdür ki, anlamı erkeğe değil allah’a itaat etmektir. ikincisi de “ ?????????? ? ??????????» ifadesidir. Bu ifadede yer alan “gayb” sözcüğü son derece önemlidir ve onun anlamını doğru tespit etmeden diğer sözcükleri doğru anlamak neredeyse imkânsızdır. Bu nedenle kısaca üzerinde durmak istiyorum. Buradaki “gayb” sözcüğü, sadece allah’ın bilebileceği bir şeye veya duruma işaret etmektedir. Bu da, bir kadının kocasını aldatabileceği her türlü fırsat ve imkân durumudur ki, bunu allah’tan başka kimsenin bilmesi mümkün değildir. işte kadından koruması istenilen “gayb” bu “gayb”tır. yani allah kadına adeta; “kimse bilemese de ben senin her yaptığını bilmekteyim” diyerek kadının her türlü durumda iffetini hem inancı hem de evlilik sorumluğu gereği korumasını istemektedir. allah’ın kadınlardan istediği itaat işte bu koruma duyarlılığı ve hassasiyettir. aşağıda, kadınlardan istenilen bu itaatin asıl nedeni olan “nüşuz” kavramından detaylı olarak bahsedilecektir. 
 
Ayetin devamında yer alan; “ ???????? ?????? ?????« ifadesindeki “B” harf-i ceri kadınların iffetlerini neden korumaları gerektiğini açıklamaktadır. Bu neden, allah’ın kadınların iffetlerine verdiği önem ve değerdir. yani allah adeta şöyle mesaj vermektedir: “Ey saliha kadınlar! Ben sizin iffetinize çok değer veriyorum ve onu koruyorum yani onu dokunulmaz kılıyorum. o halde siz de bana imanınız ve itaatiniz gereği iffetinizi koruyun ve bu konuda hassas, titiz ve duyarlı olun.” Maalesef erkeklere itaat olarak anlamlandırılan “??????????» sözcüğünün doğru anlamı tam da burada ortaya çıkmaktadır. o da; allah’a itaattir. yani allah’ın, kadınlardan istediği iffetlerini korumaları talebine karşılık gösterecekleri hassasiyet ve itaattir. Görüleceği üzere ayetin bu ikinci cümlesi de kadınlara verilen genel bir mesajdır. Sonuç olarak ayet, yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olan ailenin hem erkeğine hem de kadınına görevlerini hatırlatarak mesaj vermektedir. aşağıda bu hatırlatmaya neden olacak olan sorunu ele aldığımızda konu daha da netleşecektir. Şimdi üzerinde durduğumuz bu ikinci cümlenin yani kadınlara verilen mesajın doğru çevirisini yapalım: 
 
“İnançlı, dindar kadınlar iffetlerini, Allah’ın onların iffetlerine karşı göstermiş olduğu hassasiyet nedeniyle, her türlü gizli-kapaklı yani iffetlerini ihlal edebilecekleri durumlarda bile titizlikle korurlar ve bu konuda Allah’a itaat ederler.” 
 
Şimdi bu cümlenin anlamıyla birinci cümlenin anlamını alt alta yazarak okuyalım: 
 
“Erkekler, Allah’ın kendilerine farklı şekillerde lütfettiği mallarından, hanımlarına harcamaları gerekeni (evlilik akdi gereği erkeğin görevleri vardır) hassasiyetle ve sürekli olarak yerine getirirler. İnançlı, dindar kadınlar da iffetlerini, Allah’ın onların iffetlerine karşı göstermiş olduğu hassasiyet nedeniyle, her türlü gizli-kapaklı yani iffetlerini ihlal edebilecekleri durumlarda bile titizlikle korurlar ve bu konuda Allah’a itaat ederler .” 
 
İşte ayetin ilk iki cümlesinden anlaşılması gereken doğru anlam budur. ayet, ailenin iki asil üyesine mesajını verdikten sonra asıl probleme “nüşuz” sorununa geçmekte ve önce erkeğe kadından gördüğü nüşuz konusunda neler yapması gerektiğini, 128’nci ayette de kadına erkeğinden gördüğü nüşuz karşısında neler yapacağını bildirmektedir. işte ayetin devamını bu bağlamda okuyup anlamaya çalışacağız. Bunun için de önce ayetin anahtar kavramı olan “???????/nüşuz” sözcüğünün ne anlama geldiğinden kısaca bahsedeceğim. 
 
Nüşuz (???????) ne demektir?
 
Râgıb el-isfehânî ünlü eseri “el-Müfredât”ında “nüşuz” kelimesini tam da nisâ 34’de geçen; “???????????? ?????????? ??? ?????? ?» ifadesini zikrettikten sonra şu açıklamayı yapmıştır: “kadının eşinden nefreti/soğuması ve kendisini ondan uzaklaştırıp gözünün başkasında olması, demektir. “13 
 
Görüleceği üzere isfehânî, sözcükten anlaşılması gereken doğru anlamı gayet kısa bir şekilde vermiştir. ayet de tam olarak bu sorundan yani evli çiftin arasında baş gösteren “soğumadan/sevgisizlikten” söz etmektedir. Eşler arasında ortaya çıkan bu “nüşuz” sadece kadınla ilgili olmayıp aynı şekilde erkekle de ilgilidir. nitekim aynı surenin 128’nci ayeti de bundan bahsetmektedir. Sure içinde farklı yerlerde bulunsalar da ben bu ayetlerin birlikte nazil olduklarını ve doğru anlamlarının da ancak birlikte okunduklarında ortaya çıkabileceğini düşünüyorum ve iddia ediyorum. aşağıda görüleceği üzere 34 ile 128’nci ayetleri ayrı ayrı anlamlandırmak neredeyse imkânsızdır. aynı şekilde 35’nci ayeti de bu iki ayetten sonra okuyup anlamak gerekmektedir. Çünkü nisâ 34’ncü ayette, hanımı kendisinden nefret eden ve gözü dışarıda olan bir erkeğin, yuvasını yıkılmaktan neler yaparak kurtarabileceği ele alınırken, 128’nci ayette de, erkeği kendisinden soğumuş ve yüz çevirmiş olan bir hanımın neler yapması gerektiğinden bahsedilmektedir. Demek oluyor ki, 34 ve 128’nci ayetleri ayrı ayrı okumak ve anlamak doğru değildir. 34’ncü ayetin mesajını hatırlarsak, allah hem erkeğe hem de kadına evliliğin gerektirdiği yükümlülükleri hatırlatmış ve “aranızda baş gösteren sevgisizliğin nedenlerini önce kendinizde arayın. Şapkanızı çıkarıp önünüze koyarak; “nerede hata yaptık da evliliğimiz bu noktaya geldi” diye düşünün mesajını vermişti. Hem erkek hem de kadın kendilerine verilen bu mesajı anlamadan ayetin devamında önerilen tedbirleri anlayamaz ve yerine getiremez. Demek oluyor ki her iki taraf da önce kendisini muhasebe edip iyi bir öz-eleştiri yapacak ondan sonra da allah’ın çözüm önerilerini sırasıyla uygulayacaktır. 
 
Ayet, ifade etmeye çalıştığım bu öz-eleştiriyi “????????????» “nasihat edin” emriyle ifade etmekte ve “karşı karşıya olduğunuz bu durumda, onlara yani sizden soğuduklarını ve gözlerinin dışarıda olduklarını düşündüğünüz eşlerinize  ????????????«nasihat edin”, buyurmaktadır. Bu emir, öyle sadece “nasihat edin” çevirisiyle geçiştirilmeyecek kadar önemlidir. Çünkü ayette geçen “vaaza” sözcüğü, lügatte “öğüt vermek, nasihat etmek” anlamlarına gelir ancak bu emri sadece sözlük anlamıyla mı anlamalıyız yoksa allah’ın yıkılmak üzere olan bir evliliği kurtarma önerisi olarak mı anlamalıyız. Elbette bir öneri ve yerine getirilmesi gereken bir tedbir olarak anlamalıyız. aksi takdirde ayetin vermek istediği mesaj anlaşılmayacaktır. Doğal olarak meallerde ancak bir sözcükle karşılanabilen bu kelime özü itibariyle “ikna etme” anlamındadır. Bir kimseye nasihat etmek o kimseyi içinde bulunduğu hata ve yanlıştan döndürmektir. Bu da ancak o kimseyi “ikna” etmekle mümkün olur. işte allah erkeğe, kendisinden soğumuş olan eşini tekrar kendisine döndürmek ve onun sevgisini yeniden kazanmak için elinden geleni yapmasını söylemektedir. nasıl ki bir kimseyi irşat etmenin ve ikna etmenin bin bir yolu varsa, erkeğin de eşini yeniden kendisine bağlamasının pek çok yolları vardır. ayet bunun için “mallarından harcama” konusunu ele alarak mesaja başladı. Bu başlangıç ima etmektedir ki, “ey erkek, bir düşün bakalım! acaba eşinin senden soğumasında senin görevini yapmamanın veya pinti davranmanın ne kadar rolü vardır? iyi düşün ve ona göre nasihatini yapıp onu iknaa çalış. nasihati sadece sözlü zannetme! Bilakis, yapmadığın ve eksik bıraktığın şeyleri bilfiil telafi ederek başla. Önce fiili sonra da kavli nasihatte bulun.” 
 
Bir erkek ayetin vermek istediği mesajı bu şekilde anladığında, karşı karşıya olduğu sorunu “ikna” çerçevesinde çözebilmenin tüm mümkün yollarını arar. Özellikle günümüzde bunun için öncelikli olarak düşünülmesi gereken psikolog desteği de dâhil olmak üzere pek çok yol söz konusudur. yeter ki erkek “nasihat” etmeyi eşini karşısına alıp “uyarmak” olarak anlamasın. Çünkü böyle anladığında, zaten aralarında var olan soğukluğu iyice artırıp eşini kendisinden uzaklaştırabilir. oysa ayet bunun tam tersini istemektedir. nasihat bağlamında yapılacaklar arasında, özellikle kadının beklentilerini imkân ölçüsünde gerçekleştirmek ve onu hoşnut etmek öncelikli olmalıdır. ayetin erkeklere verdiği mesajda; “sahip oldukları mallarından eşleri için harcama yaparlar” buyurması bize bu yorumları yapma imkânı vermektedir. Erkeğe önerilen bu ilk hamle sorunu çözmeye yeterli olmazsa, o zaman devreye bir başka öneri girmektedir. Dikkat edilirse allah, yıkılmak üzere olan aileyi kurtarmak için sırasıyla takip edilecek en uygun yolları önermektedir. ikinci öneri; “? ?????????? ?? ? ?????????? ???? ?» yani “yatakları ayırmaktır.” 
 
Erkeğin, eşinin yeniden kendisine dönmesi ve sevgisini kazanması için yaptığı tüm ikna çabaları sonuç vermediğinde, ikinci aşama olarak yatağını ayırmayı deneyecektir. kuran’ın önerisi budur. yalnız bu konu maalesef tefsir kaynaklarımızda ve meallerde ayetin amacına o kadar aykırı anlaşılmıştır ki, vahyin önerdiği “kurtarma çabası” sonuçsuz kalmıştır. yapılan yorumlara göre, güya erkek kadını yatağında yalnız bırakıp onunla cinsel ilişkide bulunmazsa, bu onun aklını başına toplamasına bir vesile olacaktır. ayeti bu şekilde anlamak, ancak ayette geçen “nüşuz” sözcüğünü hiç anlamamakla mümkündür. Çünkü kadının nüşuzu demek, kocasından soğuması, nefret etmesi ve gözünün de dışarıda olması demektir. Peki, zaten kocasından nefret eden bir kadına uygulanacak olan “yatak ayırma yaptırımı” bir ceza mı yoksa mükâfat mıdır? kocasının yüzünü bile görmek istemeyen bir kadını, yatağında yalnız bırakmak ona verilecek bir ceza değil tam aksine bir mükâfattır. Meşhur özdeyişimizle söyleyecek olursak; “kör arıyordu bir göz, allah verdi iki göz.” yani kadının canına minnet olur. o halde ayet bunu kastediyor olmamalıdır.
 
Peki, ayet ne kastediyor?
literal bir tercümeyle “? ?????????? ?? ? ?????????? ???? ?» ifadesini; “onları yataklarında yalnız bırakın” şeklinde çevirmek mümkündür. ancak bu ifadenin vermek istediği amaç bu çeviriyle gerçekleşiyor mu gerçekleşmiyor mu asıl buna bakmak gerekir. yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi ayete verilecek zahiri anlam sorunu çözmeyeceği gibi kadının aradığı fırsatı ona vermekten başka bir işe de yaramaz. Öyleyse ayeti, vermek istediği mesaj bağlamında anlamak zorundayız. Bunun için “?????????? ???? ?» emrinde geçen “hecera” sözcüğünü doğru anlamamız gerekmektedir. Sözcüğün lügat anlamındaki uzaklaşmak, ayrılmak anlamlarının yanında mecâzî olarak “küsmek ve darılmak” anlamları da vardır. nitekim hadislerde geçen “Muhâcere” sözcüğü küslük, dargınlık demektir. Zaten kocasından soğumuş bir kadını yatağında yalnız bırakmayı, “cinsel ilişkide bulunmamak” olarak anlamak yerine bu emri “küsmek, gönül koymak ve darılmak” olarak anlarsak o zaman erkek, eşinin kalbini yeniden kazanmak için psikolojik bir hamle yapma fırsatı elde etmiş olur. Çünkü küsmek, darılmak ve kırılmak karşı tarafın kalbini, vicdanını ve duygularını harekete geçirir. yani onun kalbinde bir merhamet ve sevgi oluşmasını tetikleyebilir. 
 
Peki, nasıl?
 
Psikolojik ve duygusal yöntemle… 
 
Her evli çift bilir ki, zaman zaman yaşanan tatsızlıklar sonucunda eşler o gün yatağa gelmeyip kanepede uyurlar. Salonda ya da evin bir başka odasında öylesine uzanır ve yatarlar. yatak odasına gitmezler. Böylece taraflar birbirlerine nazlanmış olurlar. acaba eşi gelip de kendisini yeniden yatak odasına götürecek mi diye beklerler. açığa yatmak, yere veya kanepeye uzanmak, merhameti ve sevgiyi kamçılar ve karşı tarafı etkiler. naçizane kanaatim, yatağı ayırmaktan maksat karşı tarafın merhametini ve sevgisini yeniden alevlendirmek demektir. acaba kalbinde az da olsa bir sevgi kalmış mı diye test etmektir. kalmışsa şayet onu yeniden harlayıp alevlendirmektir. Bu nazlanma ve yatağı terk etme sürecinde erkek, oraya-buraya uzanıp yattığında acaba eşi gelerek üzerine bir battaniye, çarşaf vs. örtecek mi diye bekleyecektir. Şayet örterse bu bir sevgi emaresidir ve işlenebilirse bu sevgi parçasından yeniden bir aşk-muhabbet doğabilir. Fakat erkek, kadının yatağını terk edip salona veya bir başka yere yattığında, kadın üzülecek yere; “oh olmuş, orada açıkta yat da gör gününü seni …” derse, işte o zaman ortaya çıkar ki gerçekten kadının kalbi tam olarak eşinden kopmuş ve gözü dışarıdadır. tabi benim bir paragrafta kısaca anlattığım bu psikolojik ve duygusal yöntem yeterli bir süre uygulanıp denenmelidir. tüm çabalara rağmen bu duygusal etkilemeler de sonuç vermezse ne olacak? 
 
Bu durumda ayette önerilen üçüncü ve son öneri devreye konulacaktır. o da; “ ?????????????? ?« önerisidir. “Hafifçe dövün” diye tercüme edilen bu öneri, tartışmaların ve kıyametin koptuğu ifadedir. Bu ifade, ayetin vermek istediği mesaj göz ardı edilerek okunursa, “dövün” diye tercüme edilebilir. Çünkü ifadenin zahiri ve birincil anlamı budur. Bir metin de öncelikle zahiri yani birincil anlamıyla anlaşılmalıdır. Metnin mecaza hamledilmesi mutlaka bir karine gerektirir. Benim bu emri “dövün” olarak anlamayıp mecaza gitmemin bir değil birkaç önemli karinesi vardır. aşağıda bunların neler olduğundan detaylı bir şekilde bahsedeceğim. 
 
Ayetin başından beri vermeye çalıştığı mesajlar dikkate alındığında, yıkılmak üzere olan bir aileyi kurtarmak isteyen allah’ın, ilk iki öneriyi gerçekleştirdiği halde sonuç alamayan bir erkeğe; “son olarak bir de dövmeyi/dayak atmayı dene” demesi beklenemez. Çünkü ilk iki önerinin üçüncü aşaması “dayak/şiddet” olamaz. Zaten eşinden soğumuş bir kadını yiyeceği dayak ya da maruz kalacağı şiddet tekrar kocasına döndürmez. ağzı burnu dağıtılmış, her yeri morarmış bir hanım soğumuş olduğu kocasına ısınır mı? Dayak korkusuyla kalpte sevgi oluşur mu? allah’ın muradı nerede, çözümü dayak atmada gören zihniyet nerede? kalbinde eşine karşı sevgisi azalmış hatta bitmeye yüz tutmuş bir kadına kalkacak her el onu sonsuza dek kocasından koparacaktır. kadını da kalbini de yaratan yüce Mevla böyle bir şey ister mi? 
 
Ben bütün kalbim ve inancımla buna “hayır” diyorum.
 
O halde bu ayet yani üçüncü öneri tam olarak ne söylemektedir ve onu nasıl anladığımızda doğru anlamış olacağız? Bu sorunun cevabını verebilmemiz için 34’ncü ayeti şimdilik burada bırakıp, surenin 128’nci ayetine bakmamız gerekecektir. Çünkü bu ayette geçen bir cümlenin doğru anlamı, ancak 34’ncü ayetin üçüncü önerisinin anlamıyla birlikte anlaşılabilmektedir. Bu nedenle, 128’nci ayette yer alan aşağıdaki ifadeyi, 34’ncü ayetteki “ ?????????????? ?« önerisiyle irtibatlandırmaz isek, doğru anlama imkânımız sonsuza dek ortadan kalkar. abartılı gibi görünen bu iddiamın ne kadar isabetli olduğu yazımın devamında anlaşılacaktır diye düşünüyorum. 
 
Söz konusu 128’nci ayetteki ifade, anlamındaki kapalılık ve anlaşılmazlık nedeniyle bizi, 34’ncü ayetteki kaldığımız yere yani “ ?????????????? ?« ifadesine getirecektir.14 Bu öyle bir geliştir ki, bize hem 128’nci ayetteki ifadenin hem de 34’ncü ayetteki “ ?????????????? ?« önerisinin doğru anlamını bulmamızı sağlayacaktır. işte bu yüzden, bu iki ayetin birlikte nazil olduklarını ve birlikte anlaşılmaları gerektiğini söylüyorum. Çünkü 128’nci ayet 34’ncü ayetle birleştirilmeden anlaşılamaz. o halde şimdi 128’nci ayete geçelim ve ifade etmeye çalıştığım irtibatı kurmaya çalışalım. 
 
Ayetin başından beri vermeye çalıştığı mesajlar dikkate alındığında, yıkılmak üzere olan bir aileyi kurtarmak isteyen Allah’ın, ilk iki öneriyi gerçekleştirdiği halde sonuç alamayan bir erkeğe; “son olarak bir de dövmeyi/dayak atmayı dene” demesi beklenemez. Çünkü ilk iki önerinin üçüncü aşaması “dayak/ şiddet” olamaz. Zaten eşinden soğumuş bir kadını yiyeceği dayak ya da maruz kalacağı şiddet tekrar kocasına döndürmez. 
 
2- 128’nci Ayetin Anlamı
 
“Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil duygulara hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”15 
 
Okuduğunuz mealdeki ifade düşüklükleri ve türkçe’nin kötü kullanımı bir yana, cümlelerin anlaşılmaz hale gelmesinin bir nedeni de, yukarıda belirtmeye çalıştığım bu ayetin nisâ 34’ncü ayetten bağımsız olarak anlaşılmasının imkânsızlığıdır. Çünkü ayette geçen; “uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır” cümlesi ancak 34’ncü ayetle birlikte okuduğunda anlamlıdır. Şayet bu cümle müstakil bir ifade olarak okunursa şu soruları sormakta haklıyız: 1- kocasının kendisini aldattığından kuşkulanan kadının kocasıyla barışması ne anlam ifade eder? allah bu ifade ile tam olarak ne demek istemektedir? Barışmakta elbette bir mahsur olmaz, bu müsellem bir şeydir. allah bu müsellem olan şeyi söylemekle neyi anlatmak istemektedir? 2- Erkek kadında nüşuz gördüğünde, onu bu durumundan vaz geçirmek için üç aşamalı bir eylem planı uyguluyor da, kadın kocasının nüşuzunu görünce neden allah ona sadece barışma seçeneği sunuyor? ayrıca ayette dile getirilen; “kocanın nüşuzu ve eşinden yüz çevirmesi” durumu bir küslük durumu mudur ki “barışmak” önerilmektedir? işte bu haklı ve yerinde sorulara doğru cevaplar verebilmek için 34’ncü ayetle 128’nci ayeti birlikte okumak gerekmektedir. 
 
Peki, nasıl?
Yukarıda 34’ncü ayetin anlamını verirken, erkeğin eşine uyguladığı önlemlerin üçüncüsüne gelmiş ve orada kalmış ve bu üçüncü önerinin anlamının ancak 128’nci ayetle birlikte verilebileceğini belirtmiştim. işte bunun nedeni, 128’nci ayette zikredilen kadının kocasından gördüğü nüşuz durumunda, kendisine herhangi bir eylem önerisi bulunulmadan doğrudan “barışma” önerisinin yapılmasıdır. oysa 34’ncü ayette erkekler için söz konusu olan önerilerin aynısı kadınlar için de geçerli olmalıdır. Zira gerekçeler aynıdır: Nüşuz. allah, aynı şeyleri tekrar etmemek için ki bu husus ayetin giriş cümlesinden açıkça anlaşılmaktadır, direk sonucu zikretmiştir. ayetin lafzına dikkat edilirse, kadının da tıpkı erkek gibi karşı karşıya olduğu nüşuz durumunda yapması gerekenleri sırasıyla uygulamış ve hiçbir olumlu sonuç alamamış olduğu var sayılmaktadır. aksi takdirde hemen barışmaktan söz etmek hem anlaşılır hem adil değildir. Şayet ayetin örtük imasını fark eder ve kadının da aynı aşamaları tamamladığını var sayarsak ayetin “barışma” önerisi anlam kazanacaktır. onun anlam kazanmasıyla birlikte 34’ncü ayetteki “ ?????????????? ?« emri ve önerisi de doğru anlamına kavuşacaktır. Böylece her iki ayetin de ortak teması olan “nüşuz” sorunu hem erkeği hem de kadını ortak bir noktada buluşturmaktadır ki o da, ilk iki öneri sonrası gelinen nokta: Ayrılık… 
 
Tema olarak birleştirdiğim bu iki ayetin ortak mesajını tefsiri olarak şu şekilde verip daha sonra ayetlerin meallerine geçeceğim. “Ey erkekler ve kadınlar, karşılıklı olarak birbirinizde gördüğünüz nüşuz karşısında; “nasihat/ikna” ve “yatak ayırma/psikolojik yaptırım” önerilerinin gereğini yaptığınız halde herhangi bir olumlu sonuç alamadıysanız artık yapacağınız son hamle bir süreliğine ayrılmanız yani ayrı yaşamanızdır. Belki bu geçici ayrılık süresi, kusurlarınızı anlamanıza ve düşünmenize yarayabilir.” tefsîrî olarak yaptığım bu açıklamadan sonra artık 34’ncü ayetteki üçüncü önerinin yani “ ?????????????? ?«‘nin anlamını şu şekilde verebilirim: “Eşlerinizi babalarının evine gönderin.” Bir süreliğine ayrılın. işte üçüncü önerinin meali budur. “Dövün” diye tercüme edilen ayetin anlamı “bir süreliğine ayrılmaktır.” 
 
Peki, bu ifadenin yani “?????????????? ?» emrinin, arapça grameri açısından bu anlama gelmesi mümkün müdür? 
 
Elbette! Çünkü ayette geçen “darabe” fiilinin birinci mefulü olan “kadınlar/hunne” ikinci mefulü de mahzûf olan “ilâ ehlihinne”dir.16 arapçada açıkça anlaşılan mefullerin düşürülmesi oldukça yaygındır. allah, ayetin anlamından açıkça anlaşıldığı için zikrine gerek görmemiştir. ancak benim bu yaklaşımımın kabul edilebilmesi için karine lazımdır. Şimdi bu karineleri ve neden “ ?????????????? ?« ifadesine “babasının evine gönderin” anlamını verdiğimi gerekçelendirmeye geçebilirim. Birinci karinem, 128’nci ayetteki “???? ??? ???? ??????? ???? ????? ??? ???? ??????? ???????  ? ??  « ifadesidir. allah’ın kadınlara önerdiği bu barışma önerisinin anlamlı olabilmesi için tarafların bir süreliğine ayrı kalmış olmaları zorunludur. aksi takdirde bu ifadeye makul ve anlaşılır bir anlam vermek imkânsızıdır. Şayet bu ifade ancak bir ayrılma sürecinin ardından anlamlı hale geliyorsa o zaman da bir ayrılık sürecinin olması gerekmektedir. Bu da 34’ncü ayetteki “?????????????? ?» emridir. yani üçüncü aşama. Hem erkek hem de kadın karşılıklı olarak maruz kaldıkları nüşuz durumunda ilk iki aşamayı tamamlayınca üçüncü aşamaya yani bir süreliğine ayrı kalma noktasına gelmektedirler. işte bu ayrılık hem 128’nci ayetteki “barışma” teklifini hem de “?????????????? ?» emrini anlaşılır kılmaktadır. 
 
Neden “?????????????? ?» emrine “ayrılma, ayrı kalma” anlamı vermede ısrar ediyorum? Çünkü her iki ayet ancak böyle bir durumda anlaşılır olabilmektedir. Biraz daha açacak olursam, taraflar bir süreliğine ayrı kalınca her iki tarafın da aileleri ve yakınları bu durumdan haberdar olurlar. Doğal olarak bu durum, bazı rahatsız edici dedikodulara neden olur. işte, “barışmanızda bir mahsur yoktur” buyurulmasının nedeni sosyal ortamdaki bu olumsuz durumların eşler üzerinde yaratacağı çekingenlik halidir. yani eşler, yaşadıkları bu ayrılık sürecinden sonra, tekrar birleşmeyi içinde yaşadıkları kültürün farklı baskıları nedeniyle uygun görmeyip çekingen davranabilirler. Bu tereddütlü ruh hallerinde, kendilerini ferahlatacak bir desteğe, otoriteye ihtiyaç duyarlar. Bu otorite ve destek onlara; “hiç kimseden çekinmeyin. Siz yuvanızı ve ailenizi kurtarmaya bakın. Barışmaktan daha hayırlı ne olabilir ki” derse, işte o zaman onlar gönül ferahlığıyla barışırlar. nitekim 128’nci ayette geçen ve tek başına anlaşılamayan ayetin vermek istediği mesaj da tam olarak budur. Böylece, 34’ncü ayetin erkeklere verdiği aileyi kurtarma mesajı da netleşmiş olmaktadır. 
 
Bir diğer karinem de, 35’nci ayette geçen ve birazdan üzerinde duracağım; “tarafların ailelerinden birer hakemin” devreye girmesidir. allah, ailenin yıkılmasını önlemek için son çare erkek ve kadının ailelerinden birer aklı başında hakemi devreye sokmaktadır. Böylece onlar da ailenin kurtulması için ellerinden geleni yapacaklar ve bu arada taraflar barışmak isterlerse bunu asla ayıp/kusur vs. görmeyeceklerdir. işte, 128’nci ayetteki müstakil olarak okunduğunda anlaşılması neredeyse imkânsız olan; “barışmalarında bir mahsur yoktur”, ifadesinin doğru anlamını açığa çıkaran bağlam budur. Bu bağlam, aynı zamanda 34’ncü ayette geçen ve “dövün” diye tercüme edilen üçüncü önerinin doğru anlamını da açığa çıkarmaktadır. 
 
Hem 34’ncü ayetin hem de 128’nci ayetin anlamlarını birlikte anladıktan sonra, şimdi 34’ncü ayetin devamındaki; “??? ????  ?? ??? ?????? ????????  ? ???  ????????????  ? ??? ??  « ifadesi üzerinde durabiliriz. yukarıda alıntı yaptığım Diyanet işleri teşkilatına ait çeviri de bu ifadeye; “Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür” anlamı verilmiştir. ayette geçen “????????????» ifadesi “itaat ederlerse” diye çevrilmiştir. Bu çeviri, sözcüğün lügat anlamına uygun olsa da ayetin genel mefhumuna uygun değildir. Çünkü ayet bir bütün halinde kadın erkek arasında meydana gelen şiddetli geçimsizlik ve güvensizlikten söz ediyor ve bu durumdan kurtulmak için yapılan tüm öneriler de bozulan bu dengeyi yeniden kurmayı hedeflemektedir. Dolayısıyla ayetteki “itaat ederlerse” anlamına gelen sözcüğün bu bağlamdaki anlamı “tekrar size uyum sağlarlarsa” demektir. Çünkü her itaat aslında bir anlamda “uyumluluk”tur. yani kadın tekrar kocasına döner ve onu sevmeye başlarsa, aralarındaki uyumsuzluk giderilmiş olacaktır. Dikkat edilirse ayetin devamı erkeğe bir uyarıdır. Bu uyarıda allah erkeğe adeta; “yaptığın çabaların sonucunda eşinle aranda yeniden bir uyum, karşılıklı bir güven hâsıl olursa, artık bu yeni durumu/güveni bozacak hallerden uzak dur” mesajını vermektedir. Böylece ayet şu şekilde tamamlanmış olmaktadır. “Şayet bütün çaba ve gayretlerinizin sonucunda, aranızda yeniden bir uyum/ahenk oluşursa artık bu dengeyi bozacak yollardan/durumlardan uzak durunuz. Allah, yüce ve büyüktür.” Burada okuyucunun mutlaka dikkat etmesi gereken önemli bir nokta vardır o da, bu cümlenin bir koşul ve olasılık ifade etmesidir. Çünkü allah yapmış olduğu önerilerin nasıl sonuç vereceğini erkek ve kadının bu önerileri ne ölçüde yerine getireceklerine bağlamıştır. 
 
3- 35’nci Ayetin Anlamı 
Son olarak, 35’nci ayetin hem yeri hem de anlamıyla ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum. Dikkat edilirse üç ayetin hepsi de “korku, endişe” anlamına gelen “hâfe” fiili ile ilişkilidir. Erkeklere; “en tehâfû/endişe ederseniz” (34), kadınlara; “in imraetün hâfet” şayet bir kadın “endişe ederse” (128) en nihayet 35’nci ayette de; “hiftüm/siz endişe ederseniz” buyurulmuştur. kadın ve erkek, “nüşuz” sorununun bizatihi taraflarıdırlar. Üçüncü taraf ise kadın ve erkeğin aileleri yani ayette “hakem” olmaları istenilen kişilerdir. Hakemler, eşler kendi başlarına nüşuz sorununu çözemediklerinde devreye girecekler ve aralarındaki sorunu gidermek için son bir hamle yapacaklardır. Bu girişim fayda verir de eşler barışmak isterlerse hem allah onların kalplerini buna muvaffak kılacak hem de barışmalarının mahsurlu olmayıp bilakis iyi bir şey olduğunu onlara bildirecektir. işte bu nedenle 35’nci ayet diğer iki ayetten sonra okunmalıdır. Çünkü doğru anlam ancak o zaman ortaya çıkmaktadır. Bu üç ayeti ve üç aşamayı aşağıda okuyacağınız mealde tasviri olarak vermeye çalıştım. okuyacağınız meal elbette tefsiri ve yorum içerikli bir mealdir. Başka türlü Mushaf ile Kuran arasında ortaya çıkan boşluğu dolduramayız. yazımın girişinde ifade etmeye çalıştığım temel ilkeler bu zorluğu aşabilmek içindi. Bu ilkeler gereği ayetleri tabii bağlamlarını yansıtacak şekilde çevirdim. Mushaf’ı, Kuran olarak okumanın başka bir yolu da yoktur. Şimdi her üç ayeti alt alta yazarak birlikte anlam verelim. 
 
“Erkekler, allah’ın kendilerine farklı bir şekilde lütfettiği mali imkânlarından, eşleri için yapacakları harcama hususunda son derece hassas ve duyarlıdırlar (kavvâmûn). inançlı kadınlar da, eşlerini aldatma imkânının olduğu her türlü durumda (gayb), allah’ın bu konudaki hassasiyeti gereği iffetlerini hassasiyetle korurlar (Hâfizât) ve allah’a itaat ederler (kânitât). Şayet eşlerinizin sizi aldatacağına dair (nüşuz) bir kaygınız varsa, o zaman onları bu durumdan vaz geçirecek her türlü ikna yoluna başvurunuz (nasihat). ikna etmede başarıl olamazsanız, o zaman eşinizin kalbini kazanmak ve size olan sevgisini yeniden alevlendirmek için naz yapın, ayrı yatın ve sevgisini celp etmeye çalışın (yatak ayırma). Bundan da istediğiniz sonucu alamazsanız, o zaman bir süreliğine “ayrı kalmanız ( ?????????????? ?)” sizin için daha hayırlı olabilir. Eşiniz ya da siz baba evinize dönün. Bu arada kendinizi dinler ve bir öz-eleştiri yapma fırsatı bulursunuz. nihayet bu çaba ve gayretlerinizin sonucunda aranızda yeniden bir uyum/ahenk oluşursa artık bu dengeyi bozacak yollardan/durumlardan uzak durunuz. allah, yüce ve büyüktür. (34) Şayet bir kadın da aynı durumla yani kocasının “nüşuzu” ile karşı karşıya kalır ve kocasının onu aldattığından endişelenirse, aynı tavsiye onun için de geçerlidir. yani kocasını ikna etsin, bu fayda vermezse naz yapsın ve sevgisini yeniden kazansın (yatak ayırma) bu da olmazsa bir süreliğine babasının evine gitsin. Geçen bu zaman zarfında, karşılıklı olarak hatalarınızı görür ve barışmak isterseniz sakın çekinmeyin, çünkü barışmak mutlak anlamda hayırdır. Elbette her insan (kadın-erkek), fıtratı itibariyle kıskanç olarak yaratılmıştır. (Bu doğal durum sizi birbirinizden soğutmasın) Birbirinize özveriyle davranıp allah’a karşı görevlerinizin bilincinde olursanız, allah tüm yapıp ettiklerinizden haberdardır. (128) Şayet bütün bu aşamalardan sonra, taraflar ayrılmakta ısrarcı olurlarsa, kadın ve erkeğin ailelerinden birer hakem tayin edin ve bir de onlar, son olarak, eşlerin arasını düzeltmeye çalışsınlar. Bu durumda eşler barışmak isterlerse, allah onları barışmaya muvaffak edecektir. allah her şeyden haberdardır ve her şeyi bilmektedir.(35) 
 
Sonuç
Hz. Muhammed’in vefatından sonra ortaya çıkan kuran’ın anlaşılmasıyla ilgili sorun, aslında Mushaf’ın anlaşılmasıyla ilgili bir sorunudur. Bu yazı, Mushaf ile Kuran arasındaki hem epistemolojik hem de ontolojik farkı ortaya koymayı denemiştir. Epistemolojik olarak Mushaf yazılı vahiy metinleri iken, Kuran bilfiil vahyin kendisidir. yine bu bağlamda Mushaf vahyin tüm tarihsel koşullarından soyutlanmışken, Kuran tüm tarihsel koşullarla birlikte gerçekleşmiştir. keza, ontolojik olarak Mushaf “indirilmiş vahyin” yazıyla tespit edilmiş “maddi” hali iken, kuran pür ilâhî kelam’dır. Mushaf, sahabenin yazdığı vahiy metinler olup daha sonra bunlar bir kitap halinde bir araya getirilmiştir. Kuran ise, allah’ın Hz. Muhammed üzerinden insanlarla kurduğu canlı bir bağlantı ve iletişimdir. Bu farkın mutlaka dikkate alınması gerekir. 
 
Ele aldığım nisâ Suresinin, 34, 35 ve 128’nci ayetleri bağlamında, Mushaf üzerinden kuran’ı anlamanın imkânını örneklemeye çalıştım. Bu hususu mezkûr ayetler üzerinden ele almamın bir diğer amacı da, dünden bugüne üzerinde çok fazla sözün söylendiği “?????????????? ?» ifadesinin doğru anlamını tespit etmek olmuştur. Bu tespiti yapmak için aynı surenin içinde farklı yerlerde bulunan ayetleri alt alta getirdim ve bir ayetin de yerini değiştirdim. Böylece, mevcut Mushaf içinde, 34-35 ve 128’nci ayetler olarak yazılmış olan üç ayeti, konu ve anlam birlikteliği nedeniyle 34,128 ve 35 olacak şekilde tertip ettim. Bu hususun okuyucu için alışılmadık bir durum olduğunun farkındayım. ancak Mushaf-Kuran ayrımından kaynaklanan sorunları aşabilmemizin başkaca mümkün yolu yoktur. yazımda atıfta bulunduğum “Kuran’ın Cem’i” ile ilgili yaklaşık yirmi yıl önce yazıp yayınladığım makalem okunursa, bu konuda okuyucuya daha fazla fikir ve bilgi verecektir. 
 
Son olarak, okuduğunuz bu yazı, Mushaf üzerinden Kuran’ı anlamanın ve onu bir başka dile tercüme etmenin ne kadar zor bir iş olduğunu göstermeye çalışmıştır. Benim naçizane kanaatim, vahyin tarihine bir bütün olarak ve tafsilatlı bir şekilde vakıf olmadan, sadece arapça bir metin tercüme ediyormuşçasına Mushaf’ı çevirmek son derece yanlıştır. kuran elbette tercüme edilmelidir. ancak tercüme edilen metnin/Mushaf’ın salt bir “metin” olmadığı, aksine yirmi üç yıla yakın bir tarihinin ve Hz. Muhammed gibi de bir temsilcisinin olduğu asla unutulmamalıdır. kuran, vahyin muhatap kitlesinden, bu kitlenin kültürel bağlamından ve tarihinden bağımsız olarak anlaşılamaz. Mushaf’ı okuyup ama kuran’ı anlayacağımız günlerin yakın olması dileklerimle…

İLİMYURDU Yayıncılık ve Eğitim Hiz. Ltd. Şti.
Adres : Molla Gurani Mah. Akkoyunlu Sk.
            No: 36 Fındıkzade Fatih / İstanbul
Tel      : 0212 533 05 35
Faks   : 0212 631 53 69
Mail    : info@yetkindusunce.com
Tüm Hakları İlim Yurdu Yayıncılık’a aittir. Kaynak belirtilmeden hiçbir içerik kopyalanamaz. | Tasarım & Yazılım: Dizayn Sanat