Demokratik Halife Demokratik Hilafete Doğru / Ahmet el-Katip

Sayı:8 / İslamcılık, İslam ve Müslümanlar İddia ve Gerçekle - Kitap Kritikleri

Zehra Aktürk

Mana yayınları, 
İstanbul 2010, 
386 sayfa
 
Katip’e göre Hz. Peygamber, “kendinden sonra iktidarın sistematik olarak seçilen kişiye geçmesini sağlayacak bir “danışma meclisi” (şura meclisi) kurmamıştır. Buna karşın ümmetin tümüne kendi sivil siyasal rejimini kurma hakkı vermiştir, bu rejimini denetleme, hesaba çekme ve değiştirme görevini de yine ona yüklemiştir.” 
İslamiyet’in doğuşundan itibaren hilafet, birçok düşünürün zihnini meşgul eden konulardan biri olmuştur. Modernleşmeyle birlikte ulus-devletler önem kazanmıştır. Bu durum beraberinde demokratikleşme hareketlerinin hız kazanmasına ve hilafetin yıkılmasına sebep olmuştur. ahmet el-katip, 2010 yılında Mana yayınları’ndan çıkan Demokratik Hilafete Doğru isimli kitabında hilafet ile demokrasi arasındaki bağlantıyı incelemiştir. 
 
Kitap, hilafet rejiminin demokrasi karşısında konumlandırılmaması gerektiği iddiasındadır. Hilafet ve demokrasi temelinde birbiriyle uyuşabilecek iki olgudur. (s.19) katip, bu tezini islam’ın ilk dönemlerinden bugüne hilafet reji
Katip’e minin geçirdiği süreçlerini inceleyerek desteklemeye çalışmıştır. katip’e göre tarihte “hilafet düzeni” olarak bilinen sistem bütünüyle islam’a dayanmamaktadır. Siyaset alanı geliştirilmeye açıktır. Çünkü kur’an ve sünnette genel ilkeler, değer ve ahlak esasları haricinde siyasal ilişkilerle alakalı olan naslar indirilmemiştir. Bu sebeple akla uygun olarak ve islam ile çelişmemek şartıyla başka milletlerin uygulamalarından faydalanılabilir. (s.20) katip, Müslümanların yüzyıllarca şiddet ve baskı yoluyla iktidara geldiklerini ifade eder. oysa iktidara, “halkın seçimi ve gönüllü biat” ile gelinmelidir. kur’an “şura” teorisiyle bunu tavsiye eder. Demokrasi de tüm bunları destekleyen bir yönetim şeklidir. ayrıca “şura” islam’ın ilk dönemlerinde Raşit halifeler (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. osman ve Hz. ali) devrinde uygulanan bir sistemdir. 
 
Kitabın temel tezi ve iddiasının ardından, kitabın bölümleri incelendiğinde altı bölümden oluştuğu görülür. katip, birinci bölümde hilafet üzerine incelemelerini Peygamber dönemine kadar dayandırır. Peygamberin kurulu olan siyasal düzeni değiştirerek yeni bir devlet kurmayı islamiyet’i yayma konusu kadar önemsemediği iddiasındadır. (s.33) katip, tezini desteklerken şu örneği verir: Hz. Peygamber’in Roma imparatoru ve Mısır kıbtilerinin liderine gönderdiği mektuplarda yönetimin devrine ilişkin herhangi bir istekte bulunulmamış. Sadece islam’a davet edilmiştir. (s.32) katip, ali Mansur’dan aldığı ifadeyle bu durumu şu şekilde açıklar: Hz. Muhammed hiçbir zaman Müslümanlığı gönüllü olarak kabul eden prenslik ya da kabile başkanlarından yetkilerinin devrini istememiştir. Müslüman olduklarını ilan etmelerinin beraberinde bu görevlerine devam etmelerini istemiştir. (s.33) 
 
Katip’e göre Hz. Peygamber, “kendinden sonra iktidarın sistematik olarak seçilen kişiye geçmesini sağlayacak bir “danışma meclisi” (şura meclisi) kurmamıştır. Buna karşın ümmetin tümüne kendi sivil siyasal rejimini kurma hakkı vermiştir, bu rejimini denetleme, hesaba çekme ve değiştirme görevini de yine ona yüklemiştir.” (s.33) katip, Hz. Ebu Bekir’in seçim sürecinde yaşanan sorunların temel nedenini Şura Dairesi’ni sınırlarının açık ve belirgin olmayışıyla açıklar. (s.35) Hz. Ebu Bekir’in ve Saad b.ubâde arasında kimin halife olacağına dair çıkan çatışma Beni Sâide avlusu’nda gerçeklemiştir. katip’e göre avlu olayı’ndan çıkarılabilecek ders, hilafetin kureyşiliği veya herhangi bir şahsa ait olup olmadığıyla ilgili dini bir dayanak yoktur. olaylar siyasal ihtiyaç sonucunda gerçekleşmiştir. Hilafet dini değil; sivil ve örfi bir meseledir. (s.42) katip, Hz. Ömer’e göre hilafetin, ümmetin hakkı olduğunu ifade eder. Hz. Ömer de selefi Hz. Ebu Bekir gibi, hilafeti bir hanedanlığa çevirmemiş ve iktidar gücünü oğullarına miras bırakmamıştır. Sahabeden bir kısım Hz. Ömer’in oğlu abdullah’ın hilafet konusunda yetenekli olduğunu, onu halef olarak bırakması gerektiği yönünde tavsiyeler vermişlerdir. ancak Hz. Ömer onlara içlerinden birinin hilafeti üstlenmiş olmasının Hattap ailesine yeteceğini söylemiştir. oğlu abdullah’a da kesinlikle o urbayı giymemesi konusunda öğüt vermiştir. (s.46) Hz. Ömer’in Şura Meclisi’ni oluşturması önemli bir siyasal adımdır. Şura Meclisi kendisine emanet edilen görevi yerine getirerek Hz. Ömer’den sonra Hz. osman’ı seçmiştir. yazara göre Hz. Ömer şura prensibini uygulamamış olsaydı, “veliaht belirleme veya tayin, Müslümanlar arasında çok daha erken dönemde yerleşik bir uygulamaya dönüşmüş olacaktı.” (s.69) 
 
Katip, Hz. Ömer’e göre hilafetin, ümmetin hakkı olduğunu ifade eder. Hz. Ömer de selefi Hz. Ebu Bekir gibi, hilafeti bir hanedanlığa çevirmemiş ve iktidar gücünü oğullarına miras bırakmamıştır. Sahabeden bir kısım Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’ı hilafet konusunda yetenekli olduğunu, onu halef olarak bırakması gerektiği yönünde tavsiyeler vermişlerdir. Ancak Hz. Ömer onlara içlerinden birinin hilafeti üstlenmiş olmasının Hattap ailesine yeteceğini söylemiştir.
 
Katip Hz. osman dönemine gelindiğinde ise halk ve halife arasındaki ilişkinin bozulduğu yorumunda bulunur. Hz. osman’ın önemli görevlerde akraba yakınlarına öncelik vermesi halkla arasında olan bağı zedelemiştir. (s.70) Hz. ali dönemine gelindiğinde ise siyasal bölünmeler başlamıştır. Hz. ali ile Muaviye arasında çatışmalar ortaya çıkmıştır. katip’e göre “Hz. ali, Muaviye’yi hilafet ve şura ehli olmaya uygun olmayan zümreden saymış ve yönetimi ele geçirmemesi hususunda halkı uyarmıştır.” (s.84) katip, bu düşünceler sonucunda hilafetin ideal ve kutsal bir düzen olmadığı sonucuna ulaşır. (s.87) 
 
Yazar ikinci bölümde Emevi Devleti’nden bahseder. Emeviler dönemine gelindiğinde hilafetin hanedanlığa dönüştüğünü vurgular. Bu dönemde halktan zorla biat alınmasını tenkit eder. islam ümmeti köleleştirilmiştir. oysa islam insanları özgürleştirmek için gelmiş bir dindir. (s.113) katip, Emeviler dönemini oldukça sert bir biçimde eleştirmiştir. 
 
Katip, üçüncü ve dördüncü bölümlerde Sünni ekolün ortaya çıkış sürecini ve Sünni siyasi düşünceyi ele almıştır. Sünni ekolü, “hadis rivayetlerinin kabulü konusunda gevşek davranan, rivayeti akla ve düşünceye tercih eden ve sünnetin kur’an’a hükmedeceğini savunan Ehl-i Hadis’e” indirgemiştir. (s.141) Sünni ekolün akla ve kur’an’a aykırı bir sürü, rivayeti kabul ettiğini savunur. Bu rivayetler yeni bir yasama ilkesi olan “icma”yı oluşturmuştur. yazara göre icma totaliter yönetim sistemlerini meşrulaştıran bir prensiptir. (s.141) katip, Ehl-i sünnet ekolünün “yönetimi zorla ele geçiren diktatörlere boyun eğmeyi, itaat etmeyi emreden ve onlara karşı çıkmayı haram sayan fetvalar” çıkardığını vurgular. Sünni düşünceyi bu bağlamda tenkit eden katip, bütün Sünni ekolü Ehli Hadis olarak kavramsallaştırmıştır. Ehl-i Hadis’in amacını şura prensibinden kurtulmak olduğunu ileri sürer. Şura’yı istişareye indirgediklerini söyler. “Ehlu’l-Hall ve’l akd” kavramının içi böylece boşalmıştır. (s.152) katip’in ifadesine göre Gazali yöneticiyi belirlemenin üç yolu olduğunu belirtir: nas yolu, güçlü bir kimsenin onayı ve zorla yönetimi ele geçirmedir. (s.154) Sünni düşünürlerin zorba ve baskıcı yönetimi destekledikleri iddiasındadır. Bu nedenle Şura düşüncesini bertaraf etmeye çalışmışlardır. katip’e göre, “yönetimi güç yoluyla ele geçirmenin meşruiyetine olan inancın sonucu olarak Ehl-i Sünnet, ‘Şura’ nın yerine ‘icma’ fikrini geliştirmiştir ve ‘seçim’ kavramının içini tamamen boşalmıştır. (s.156) katip, Gazali’ye paralel abdülmelik b. abdullah el-cüveyni’nin de görüşlerini zorba yönetimleri destelemek olarak yorumlar. cüveyni, halkın içerisinde sevilen saygı duyulan bir kimsenin yönetici seçilebileceğini söylemekle diktatör yöneticiyi meşrulaştırmakta ve statükoyu desteklemektedir. (s.153) 
 
Yazar beşinci bölümde hilafet sisteminin çöküşünün iç sebeplerini incelemiş, çöküşte saltanat sisteminin rolüne dikkat çekmiştir. Emevi, abbasi ve ardından kurulmuş olan Fatimiler, Endülüs Emevileri, Hamedanlılar, tolunoğulları, ıhşitler gibi devletlerin seçimle yönetimi belirlemek yerine saltanat usulünü devam ettirmesini hilafet sisteminin çöküş nedenlerinden biri olarak değerlendirir. (s.263-264-265-266) akabinde bu devletlere osmanlı Devleti’ni de ekler. osmanlı’nın islam adına geliştirdiği fetihlere rağmen uyguladığı yönetim şekli olan saltanat sistemini islam teamüllerine aykırı bulur. (s.268) 
 
Yazara göre saltanat sistemiyle gelen taht mücadelelerinde hanedan üyelerinin birbirini öldürmesi devlet sistemini korumak yerine zayıflatmıştır; “Zaten öldürüleceklerini düşünen kardeşlerin isyan edip tahta çıkmaya çalışmasına ve bu nedenle saltanat kavgalarının yaşanmasına neden olmuştur.” (s.268) katip’e göre osmanlı Devleti çok sayıda unsuru bünyesinde barındırdığından güçlü bir idare kuramamıştır. Bu unsurlar arasındaki adaleti sağlayamamıştır. kardeşler arasında meydan gelen kanlı taht mücadeleleri devleti içten içe zayıflatmıştır. (s. 271-272) Hilafetin çöküşünde rolü olan bir diğer konu da yazara göre “istibdat”tır. katip, özellikle osmanlı’nın son yüzyılda içinde bulunduğu totaliter sistemin de hilafetin çöküşünde önemli rol oynadığını ifade eder. (s.273) 
 
Kitabın son bölümünde ise yazar, Sünni siyasi düşüncenin hilafetten demokrasiye geçişi üzerinde durmuştur. (s.277) katip’e göre osmanlı Devleti sona erdikten sonra türk parlamentosu üyeleri, “halife kavramını yorumlayıp yerine, Müslüman toplumun lideri anlamında cumhurbaşkanı kavramını getirmişlerdir.” Böylece devlet başkanı manevi vasfınım kaybetmiş ve kutsallığını yitirmiştir. katip, osmanlı’nın çöküşünün halifeliği yeniden kurma hareketlerine zemin hazırladığı gibi Sünni siyasi düşünceyi geniş bir eleştiriden geçirme hareketlerinin doğmasına” zemin hazırladığını söyler. (s.328) 
 
İslami demokrasi düşüncesi ise yazara göre hilafeti yeniden diriltme düşüncesinden farklıdır. Hatta Sünni düşünceye karşı bir başkaldırıştır. “Çünkü islami demokrasi düşüncesinde yönetim sivil ve her türlü kutsallıktan, dini kisveden uzak bir olgu olarak düşünülür.” (s.329) Bu şekilde ifade edilen hilafet, halkın kendi kendini yönettiği bir demokratik sisteme oldukça yakındır. katip, halifelik ve demokrasinin aynı potada eritildiği demokratik hilafet tezini savunmuştur. Halifeliğin, yöneticilerin değil toplumun hakim olduğu bir bağlamda olduğunu vurgulamıştır. (s.330)
 
Ahmet el-katip’in hilafet ile demokrasiyi bileştirme düşüncesi modern dünyanın gereklilikleri açısından değerlendirildiğinde kayda değer bir tezdir. ancak katip, kaleme aldığı kitabında; “Hilafet ve demokrasinin bir araya gelmesi mümkün müdür?”, “Demokratik hilafet hangi prensiplerle kurulabilir ve sürdürülebilir?”, “Demokratik hilafet islam dünyasında nasıl karşılık bulur?” gibi soruların yerine hilafetin tarihsel süreci üzerinde durmuştur. Bu durum da okuyucuyu zihninde bir dizi soruyla baş başa bırakmaktadır. katip’in değerlendirmeleri islam geleneğine yeni bir perspektif sunarken, Şiilik düşüncesinin etkisinden tamamen uzak olduğunu söylemek güçtür. Bu anlamda ortaya atılan tezler de indirgemeci ve yüzeysel kaldığı kanaatindeyim. Sünni düşünce geleneğini ve Sünni ekolün usullerini baskıcılık ve zorbalıkla (s.141) nitelendirmesi, katip’in düşüncesinin islam dünyasındaki kapsayıcılığını arka planda bırakmıştır. katip’in tezi tüm bu handikaplarına rağmen bugünün dünyası açısından ele alınması, geliştirilmesi gereken bir düşüncedir.
İLİMYURDU Yayıncılık ve Eğitim Hiz. Ltd. Şti.
Adres : Molla Gurani Mah. Akkoyunlu Sk.
            No: 36 Fındıkzade Fatih / İstanbul
Tel      : 0212 533 05 35
Faks   : 0212 631 53 69
Mail    : info@yetkindusunce.com
Tüm Hakları İlim Yurdu Yayıncılık’a aittir. Kaynak belirtilmeden hiçbir içerik kopyalanamaz. | Tasarım & Yazılım: Dizayn Sanat