Post-Truth Çağında Pandemi ve Enformasyon

Sayı:11 / Covid-19 Dünya ve İnsanlık Krizi - Dosya

Mustafa Tekin

Aslında Foucault’da meselenin iki boyutuna burada dikkat çekmek gerekmektedir. Birincisi, panopticon ile iktidarın sürekli gözetlemesi. İkincisi de, gözetlenen bireylerin bu farkındalıkla tam da iktidarın istediği öznelik kipliklerini kazanması ve ruhunu (zihnini) yeniden biçimlendirmesi. Bu bağlamda günümüzde sadece beden ya da ruhun kontrolü değil; her ikisinin de birbirini besleyen bir düzenlemesi söz konusudur.
Sokaklarda maskeli insanların dolaştığını görünce durdum; birden nerede durduğum ve durumum ile ilgili anlamlandırma sorunu yaşadım. Bu, bana Sartre’ın anlattığı otobüsteki adamın çevresiyle ve eşyayla ilişkisinde yaşadığı bunalım ve ilişkisizliği hatırlattı. Üzerinde düşündükçe bir Hollywood filminin içinde yaşıyormuşuz gibi geliyordu. Pandeminin ortaya çıkardığı bütün negatif sonuçlara rağmen bende bıraktığı filmvari iz belki de bu sebepledir. Bir yandan dünya ölçeğinde kimi tıpçıların ve ilgililerin açıklamaları derin arkaplan düşüncesini zihinde güçlendirirken, öte yandan koronavirüs anonimlikten çıkarak akraba ve tanıdıklara musallat oldukça gerçeklik tarafı daha baskın çıkmaktaydı. Hele medyada meselenin ele alınış biçimi, üst düzey bir felaket algısını
sürekli canlı tutmuştur.
 
Hiç şüphesiz koronavirüs üzerinden yaşanan süreci tıbbi, sosyal, siyasal, ekonomik boyutlarıyla ele almak gerekiyor. Fakat ben bu yazıda süreci post-truth kavramına göndermelerle ya da post-truth çerçevesinde enformasyon problemine odaklanarak ele almaya çalışacağım. Bazı yazılarda sorunun bir boyutuyla yayılan bilgiler üzerinden bir enformasyon salgınına atıfta bulunulmaktadır. Benim sorunsalım temelde enformasyon bolluğunun da ötesinde bilginin gerçeklikle ilişkisi bağlamında yaşanan bir hakikat sonrası bunalımıdır. Tüm bunları yaşarken zihnimdeki en önemli soru şudur. Bill Gates bu salgının gelişmiş ülkelerde 2021, gelişmemiş ülkelerde 2022 sonunda biteceğini belirten bir açıklama yaptı. Dünyadaki saygın bazı enstitüler aşının en iyi ihtimalle 2021’in başında aktif hale geleceğini söylediler. Dünya Sağlık Örgütü’nün ise birbirini tutmayan açıklamaları var ve en son aşı bulunsa dahi “bitti” diyebilmek için 2022 yılının sonunu işaret etti. Şimdi biz enstitülerin ve bilim adamlarının aşı vb. gelişmeler üzerinden açıklamalarını mı yoksa Bill Gates’i mi ciddiye almalıyız? Dünya Sağlık Örgütü de kendi içinde farklı açıklamalardan sonra Bill Gates’in geldiği noktaya gelmişse, rasyonel çıpam kulağımı sağlıkçılara yöneltmemi istiyorsa da, sezgisel çıpam ve hafızam Bill Gates’i boş veremiyor.
 
2016’da Oxford tarafından yılın kavramı seçilen Post-truth hakikat
sonrası ya da hakikat ötesi anlamına geliyor. Post-truth kavramı ile ilgili tartışmalar daha çok yalancılık ve aldatma üzerine odaklanmaktadır. Fakat post-truth sadece yalan söylemek ve aldatmak kelimeleriyle analiz edilip bitirilecek bir kavram değildir. Zira hakikat sonrası, yalan söylemek ve aldatmadan öte artık bunların önemsenmediğine daha çok göndermelerde bulunmaktadır. 
 
Yalanı kötü görerek yalan söylemekten daha kötü olanı; yalan karşısında duyarsızlaşmak, doğru söylemenin merkezi bir değer olduğu fikrine giderek yabancılaşmaktır. Bir doğruyu çökertmenin yolu artık onun karşısında antitez sürmek değil, o doğru ile ilgili olarak sürekli kuşkular uyandırmaktır. Buradaki temel hedef; “doğru”yu ortadan kaybetmektir. İşte post-truth ya da hakikat sonrasının pratik yansıması budur.2
 
 
Ralph Keyes meseleyi anlatmaya başlarken “dürüstlüğün çöküşü” ifadesini kullanmakta, yalan söylemenin sıradan bir şey olarak kabul edildiği bugünkü durumda insanların kendilerini etik kaygılardan sıyırmanın ustalıklı yollarını geliştirdiğini belirtmektedir. Keyes’e göre, hakikat sonrası kişiye yalancı olduğunu düşünmeden gerçeğin gizlenmesini sağlamaktadır.3 Lee Mcintyre’ye göre de, “hakikat sonrası çağına özgü olan şey, gerçekliği bilme düşüncesinin değil, bizzat gerçekliğin varlığının hiçe sayılmasıdır.”4
 
Buna göre, post-truth yani hakikat sonrası kavramının konumuzlabağlantılı olarak çerçevesini şöyle çizebiliriz. Birincisi, artık merkezdeklasik hakikatin varolduğu anlayışı değişmektedir. Nitekim postmodernizm modernitenin klasik hakikat, kesinlik, bilimsellik ve evrensellik iddialarını sorgularken son kertede bir merkezsizliği kendi merkezine yerleştirmiştir. Bilindiği üzere postmodernizmde nesnel hakikat yoktur. Gelinen nokta gerçekte Tanrı’nın merkezden alınması ve insanın oraya ikame edilmesi perspektifinin bir sonucudur. İkincisi, buna bağlı olarak bir şeye “doğru” ya da “yanlış” diyebilmek için bir kerteriz noktasının, bir merkezin olması gerekiyor. Bu merkez ortadan kalktığında “doğru” ya da “yanlış” diyebilmek imkansız görünmektedir. Dolayısıyla “yalan”ın kötü görülebilmesi için “yalan”ın kötü olduğuna dair bir anlayışın sürekli zihinde korunması gerekir. Post-truth çağında böyle bir şey mümkün değildir. Üçüncüsü, burada doğru ve yanlış arasındaki fark ve çizgi de anlamını kaybettiğinden, doğru ve yanlış konusundaki hassasiyetler de erir. Baudrillard’ın “hipergerçek” dediği, yani gerçek olan ile olmayan arasındaki farkın bulanıklaşması zuhur eder.
 
Bu teorik arkaplandan beslenen post-truth şunları pratik hayatta sonuçlamaktadır. Birincisi, merkez dağıldığı için gerçeklik her bakımdan güçlü olanın propagandası ile belirlenmektedir. Daniel Boorstin’in dediği gibi, “hakikatin yerini inanılabilirlik almıştır.”  Global aktörler (bunlar devletler olabildiği gibi sermayesi devletlerden büyükgüçlü kişiler) zaten sahip olduğu medya imkanları ve ekonomik güçle bir gerçeklik yaratarak onun propagandasını sunmakta ve kitlelere kabul ettirmektedirler. Burada üniversitelerden medyaya kadar bir dizikurum da propagandanın emrine girebilmektedir. Reklam ve propaganda ile oluşturulan güçlü retorikler, büyülü sanal dünyanın yaratımlarını da kolaylaştırmaktadır.  kincisi, gerçeklik ile temsiller arasındaki mutabakatın yokluğu, her halükarda gerçeklikle bağlantısı olmayan temsillerin üretilmesini kolaylaştırmakta; neticede bu temsillere uygun gerçeklikler yaratılmaya çalışılmaktadır. Bunun anlamı; reklam ve propaganda araçlarıyla ortaya konulan temsillerin (inanılması istenen formların, düşüncelerin, anlayışların) güçlü olanların yarattığı gerçekliğe sürekli göndergelerinin tanımlanması ve tedavülde tutulması söz konusudur.
 
Bu süreç enformasyon ve gösterge bolluğu ile eşzamanlı olarak ilerlemektedir. Kitapların dışında dijital ortamda bilgiye ulaşılabilirlik ve bu bilgilerin online ulaşılabilirliğindeki kolaylık dikkate alınmalıdır. Dijital kültür hem bilgiyi dünya ölçeğinde dolaşıma sokmakta hem de internet üzerinden göstergelerle “bilgilenmeyi” ve “iletişimi” temin etmektedir.
 
 
Aralık-2019’dan itibaren Çin’den başlayarak dünyaya yayılan koronavirüs konusunda, geride kalan zaman dilimi gözde geçirildiğinde, yaşanan enformasyon fırtınasını hatırlamak öyle kolay da olmayacaktır. Zira hem dünyanın ilk sıradaki tek gündemi olması hem de günden güne enformasyona boğulan toplumlar işte bu hakikat sonrası durumu yaşamaktadırlar. Şimdi bunları birkaç başlık halinde analiz etmeye çalışalım.
 
 
Bilgi-İktidar (Küresel İktidar) İlişkileri:
 
Öncelikle kovid-19’un bir virüs olarak varlığı, insana bulaşıcılığı ve ölüme sebebiyet vermesi sürecini bir gerçeklik olarak kabul ettiğimizi beyan edelim. Burada daha çok kovid-19’un toplumların hayatına girmesiyle birlikte nasıl bir değişim yerleş(tiril)iyor biraz bunları analiz etmeye çalışacağım.
 
Sokaklarda maskeli insanların dolaştığını görünce durdum; birden nerede durduğum ve durumum ile ilgili anlamlandırma sorunu yaşadım. Bu, bana Sartre’ın anlattığı otobüsteki adamın çevresiyle ve eşyayla ilişkisinde yaşadığı bunalım ve ilişkisizliği hatırlattı. Üzerinde düşündükçe bir Hollywood filminin içinde yaşıyormuşuz gibi geliyordu. Pandeminin ortaya çıkardığı bütün negatif sonuçlara rağmen bende bıraktığı filmvari iz belki de bu sebepledir. 
 
 
Bilgi-iktidar ilişkisinin bir boyutu bilginin iktidarı ile ilintiliyse diğer boyutu iktidarın bilgiyi kontrol etmesine matuftur. Bilginin her aşamada oluşturduğu iktidar, özellikle günümüzde medya ve teknoloji alanında oldukça belirgindir. Dijital teknoloji ile üretilen aygıtlar küresel ölçekte yaygınlık kazanırken, aynı zamanda bir yaşam biçimi de doğurmaktadır. Diğer yandan bilginin üretimi, işlenişi, yayılımı, sınırları ve etki düzeyleri de global iktidardan bağımsız olarak işlememektedir. Bilhassa içinde yaşadığımız dünyada küresel iktidarın “bilgi”yi dünya ölçeğinde dolaşıma sokması ve belirlemesi etkin bir düzeyde işlemektedir. Bu işleyişin etkinliği ise medyanın bir propaganda enstrümanı olarak devreye girmesiyle sağlanmaktadır. Kendi içerisinde birbirini besleyen bu süreç, bir boyutuyla kitleselleşmiş bireylerin bilgilendiklerine dair bir garanti verirken, diğer boyutuyla dolaşıma sokulan bilgilerin hedef kitlelerde temel amaçları gerçekleştirim düzeyleri ölçülmektedir. Foucault’ya göre “bilgi ve iktidar tam olarak birbirine denk, bağlantılı, üst üsteydi. İktidar olmadan bilgi olamazdı. Ve özel bir tür bilgiye sahip olmadan siyasi iktidar olamazdı.”  Bu, küresel iktidarın ve aktörlerin bir şekilde güçlerini korumalarının temel sebebinin ürettiği enformasyon olduğunu bize göstermektedir.
 
Bugün küresel çağ ve ilişkiler, Foucault tarafından geniş ve derin analizlerle ele alınan bilgi-iktidar ilişkilerine oldukça bol örnekler sunmaktadır. Foucault her türlü iktidar biçiminin bilgiyi işleyiş, meşrulaştırma, sınırlarını belirleme bağlamında bilgi üzerinden kurulan yeni öznelik kipliklerini ve oluşturulan özellikleri incelemektedir. Bu bağlamda Foucault’nun Bentham’a atıfla dikkat çektiği Panopticon kavramı, ona göre zihin için zihin üzerinde iktidar uygulama biçimidir.
 
Aslında Foucault’da meselenin iki boyutuna burada dikkat çekmek gerekmektedir. Birincisi, panopticon ile iktidarın sürekli gözetlemesi.İkincisi de, gözetlenen bireylerin bu farkındalıkla tam da iktidarın istediği öznelik kipliklerini kazanması ve ruhunu (zihnini) yeniden biçimlendirmesi. Bu bağlamda günümüzde sadece beden ya da ruhun kontrolü değil; her ikisinin de birbirini besleyen bir düzenlemesi söz konusudur. Küresel aktörler medyada standartlaştırılmış bedenleri dolaşıma sokarken, o bedene uygun bir ruh da yeni öznellik biçimleriyle kendisini kurmaktadır. Bu bağlamda bugün küresel aktörler (iktidar) her türlü gözetim araçları ile devrede olduğunu hissettirmektedir. Üstelik bu gözetleme araçları bireye gereksinim olarak sunulan dijital teknolojidir. Birey de gerek bu entrümanların propagandaları gerekse oluşturduğu zihin biçimiyle özneliğini kendisi kurmaktadır. Ancak burada kurulan öznelik kipliği, tam da küresel çağa uygun olup “seçmeli” gibi görünse de standarttır. Harari de bu ilişki biçimlerine değinerek, “herkes hakkında bilgi toplayan ve şeffaf olmayan bir şekilde kararlar alan topyekün gözetim rejimlerini kurumsallaştırmada”  kullanılabileceğine dikkat çekmektedir.
 
 
Hiç şüphesiz pre-Kovid döneminde de dijital teknoloji, medya, uzaktan eğitim vb. olgular insan ve toplum hayatının içinde yer etmeye başlamıştı. Fakat bu dönemde özellikle Türkiye gibi modernleşmesini tamamlamamış ve geleneksel modların gündelik hayatta hala işlediği toplumlarda insani ilişkiler, ziyaretler, yüzyüze eğitim vb. olgular üzerinden sosyalleşmeler ve bilgi üretimleri mevcuttu. Özellikle medyanın devreye girmesiyle birlikte aynı merkezden enforme olma konusunda giderek bir kitlenin yaratımı gerçekleştirilmekteydi. Bu enformasyon büyük oranda internet üzerinden sağlanmakta idi ki, internetin Türkiye’de artan kullanımı 2000 sonrasına rastlamaktadır. Bu süreç içerisinde gündelik yaşam, beğeniler, zevkler kadar enforme olma biçimleri de ciddi anlamda değişti. Daha da ötede dijital teknoloji bir yandan insanları belirli enformasyon ağlarına bağlarken, diğer yandan Foucault’nun deyişiyle yeni öznelik kipleri yaratmıştır. Fakat bu öznenin kendisini kurduğu bir farklılık olmaktan ziyade yeni bir kitlesellik demektir. (Çeşitlilik ve özgürlük gibi görünen kitleselleşme)
 
 
Pandemi ile birlikte tüm yüzyüze sosyalliklerin sona ermesiyle bir kere insanlar evlerinde tek imkanları olan ve ucu küresel aktörlere uzanan enformasyon ağlarına kendilerini bağlanır olarak bulmuşlardır. Şimdi birbirinden mesafeli olması  gereken insanların hepsinin tek tek muhatap oldukları enformasyon kaynağı internet olmuştur. Dolayısıyla pandemi süreci (ki ne kadar süreceği belirsizliğini korumaktadır) küresel iktidarın bilginin dolaşımı, sınırlarını belirleme ve hedeflenen öznelikleri oluşturmak üzere daha etkin bir rol kazandığını bize göstermektedir. 
 
 
Diğer yandan binlerce televizyon kanalı, internet sitesi gibi çeşitliliğe rağmen enformasyon kaynağının standartlaşması, kitlelerin enformasyonunu hakikat bağlamında ciddi bir sorunsala dönüştürmektedir. “Doğru”luk ve “yanlış”lık gibi kerteriz noktalarının kaybolduğu bir dünyada hakikatin yegane kaynağı güç odaklarının ilişki ağları ve hedeflenen “özne(l)liklerde belirginleşmektedir. İster tıbbi, ister fiziki isterse sosyal bilimsel olsun bu güç odaklarının dolayımladığı bilgiler kitlelere birer hakikat olarak sunulmaktadır. Pandemi sürecinde dikkat edilirse dünya ölçeğinde hastalığın mahiyetinden ilaç ve aşılara dair gerçeklerin ne olduğuna dair tartışma hiç sonlanmamıştır.
 
 
Enformasyon Bolluğunda Kaybolan Hakikat:
 
Yazının girişinde “Bir doğruyu çökertmenin yolu artık onun karşısında antitez sürmek değil, o doğru ile ilgili olarak sürekli kuşkular uyandırmaktır” şeklinde bir cümle kullanmıştık. Bu cümle post-truth çağında herşeyin görelileşme sürecine atıfta bulunurken, son kertede ortada yaslanılacak bir kerteriz noktası, bir merkez bırakmamaktadır. Bu durum her şeyin olumlandığı bir zemin yaratmaya yarayacak gibi görünse de, gerçekte insan ile bilgi arasındaki bütün boşluklara gücün sızmasıyla sonuçlanır. Klasik islami söylemde bütün sistemler iki farklı paradigmaya indirgenerek anlaşılmaya çalışılır. Tarih boyunca hak ve batıl şeklinde iki kavram vardır. Hak, hakikatin ve adaletin üstünlüğüne dayanmakta olup, batıl ise kendisini gücün hakimiyeti ile tebellür ettirir. Post-truth çağında batıl (gücü merkeze alan) kendisi olarak görünmekten ziyade hakikat ile ilgili şüpheler uyandırarak yarışa dahil olmayı denemektedir. Zaten sahibi olduğu güç enstrümanlarını kullanarak hakikati illüzyonlar içerisinde kaybederken her şeyi birbirine eşitler. Tüm bunları da enformasyon bolluğu yaparak sağlar. Neticede kendi tercihlerini bir hakikat olarak ancak anlam değiştirerek, yeni anlamlar yükleyerek, enformasyon  olluğunda kitlelerin kafasını karıştırarak yapmaktadır. Kitlelerin bu enformasyon bolluğunda ruhen yorgun düşmeleri ise gözlemlediğimiz en önemli semptomdur.
 
 
Pandemi sürecinde enformasyon farklı temalar üzerinden o kadar arttı ki, gerçekliğe ulaşmak giderek zorlaştı. Kimi doktorlar ve hatta televizyonlarda her konu hakkında konuşanlar pandemi konusunda yüksek düzeyde alarm verip “balkona bile çıkmayın” diye uyarıda bulunurken, bir kısım alarm seviyesini bu kadar yüksek düzeyde tutmadılar. Virüsten korunmak için ortaya konulan formüller o kadar çeşitlendi ki, bir insanın bunların tümünü tavsiye olarak yerine getirmesi imkansız hale geldi. Hatta virüsle ilgili birisinin önerdiği şifalı bitki ve formüller, diğerleri tarafından “işin içinde ticaret var” düzeyinde ele alındı.
 
 
Virüs konusundaki enformasyon bolluğundan en fazla nasibini alan aşı meselesi oldu. Rusya ilk olarak aşıyı bulduğunu dünyaya ilan etti ve yakın zamanda piyasaya sürüleceğini belirtti. Aslında aynı şeyi Çin de yaptı. Aşı tartışmaları aynı zamanda Amerika ve seçimler bağlamında konuşulmaya başlandı. Dolayısıyla aşı, tıbbi bir iş olmaktan çıkarak siyasal hale geldi ve neticede ülkelerin PIAR çalışması hüviyetini kazandı. Ayrıca Dünya sağlık Örgütü’nün kimi zaman birbiriyle tutarsız açıklamalarının nihayetinde küresel aktörlerin beyanlarını tekrara doğru gitmesi en başta bir güven ve doğruluk problemi yaratmıştır.
 
 
Bu arada en baştan itibaren bu virüsün laboratuvarlarda üretildiği iddiaları sürekli tekrar edilmiştir. Habere göre Çinli Virolog Dr. Li-Meng Yan Amerika’ya kaçarken bir itirafta bulunmaktadır. O, koronavirüs’ün insan yapımı olduğunu iddia etmekte ve bununla ilgili raporunu çok yakında bilim adamları arkadaşlarıyla paylaşacağını bildirmektedir.10
 
Bilindiği üzere pandeminin erken döneminde İtalya’nın ciddi anlamda koronavirüsten etkilendiği, ölü sayısının yüksek düzeyde seyrettiği basına yansımıştı. Fakat bir noktadan sonra koronavirüs’ün G5 teknolojinden kaynaklanan bir bakteri olduğu ve kanın pıhtılaşması sonucu insanların öldüğü ortaya konuldu. Dolaşımdaki bilgilere göre İtalyan doktorlar meselenin basit olduğunu ve aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçlarla bu hastalığın yenilebileceğini; dolayısıyla sorunun bir yüksek alarm içermediğini söylemişlerdir.11 İşin ilginç tarafı Dünya Sağlık Örgütü, bu enformasyonlarla ilgili yetkili bir ağız olarak net bir açıklama yapmamıştır.
 
 
Yine Covid-19 mevsimsel bir grip enfeksiyonudur” diyen Alman doktorlar, Merkel’i yerden yere vurarak koronavirüsün aldatmaca bir panik olduğunu vurgulayarak, küresel bir mafyacılığın tam ortasındayız açıklamasında bulunduğu öne sürüldü.12 Diğer yandan özellikle dünya nüfusunu kontrol etmek; bunun da ötesinde dünya insanını kontrol etmek için chip takmak üzere koronavirüsün yüksek düzeyde bir felaket olarak medyadan sunulduğu da dolaşımda olan enformasyonun başında gelmektedir. Yine dünyada oluşturulmaya çalışılan yeni bir düzenin alıştırmasının yapıldığı da çokça konuşulmaktadır. Sait Yılmaz’a göre böylece insanlara bir dijital kimlik verilmek istenmektedir.13
 
 
Hiç şüphesiz yukarıda örneklerini verdiğimiz dolaşımda olan enformasyonun doğruluğu ve yanlışlığı konusunda tıbbi, ekonomik vb. açılardan bir tercih yapabilecek ve doğruyu belirleyecek bir uzmanlık durumunda değilim. Zaten burada dile getirmeye çalıştığım problem de, global aktörlerin dolayımından geçmiş bilginin güvenilirliği ile enformasyon bolluğu yaratarak kitleleri yaratılmak istenen öznelikler çerçevesinde seferber etmesidir. Maalesef çağımız reklam repliklerindeki “satıyorsa gerçektir” mottosuna uygun sanallıklar ve gerçeklikle mutabakatı olmayan temsiller dünyasını beslemektedir. Temel sorun; tüm bu süreçlerin insanlık için hakikat sonrası bunalımların yoğunlaşmasını sonuçlamasıdır. Bu ise son kertede insan ruhunu ciddi anlamda yormaktadır.
İLİMYURDU Yayıncılık ve Eğitim Hiz. Ltd. Şti.
Adres : Molla Gurani Mah. Akkoyunlu Sk.
            No: 36 Fındıkzade Fatih / İstanbul
Tel      : 0212 533 05 35
Faks   : 0212 631 53 69
Mail    : info@yetkindusunce.com
Tüm Hakları İlim Yurdu Yayıncılık’a aittir. Kaynak belirtilmeden hiçbir içerik kopyalanamaz. | Tasarım & Yazılım: Dizayn Sanat