Adaletin Getirdiği İstikrar

Sayı:2 / Adalet ve İstikrar - Dosya

Mehmet Azimli

Eğer liyakatsiz kişiler, layık olmadıkları makamlara getirilirse bu durum, toplum bazında negatif enerji üretir ve istikrara darbe vurur. Çünkü toplumlar böyle bir durumda kendini geri çeker. Yönetime katkıda bulunmaz.
“Yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan” ikilemini bilirsiniz. Bu ikileme girmeksizin “istikrarın adaletten, adaletin de istikrardan geldiğini” söylersek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Yani bunu “adalet yap ki istikrar bulasın” şeklindeki bir mottoya dönüştürürsek tarihin sabit örnekleri ile de bunu desteklemek mümkündür.
 
Dünya tarihçilerinin izah edemedikleri olaylardan biri; İslam’ın yeryüzüne çıkışıdır ki; tarih boyunca hiçbir şekilde kendini ortaya koyamamış, birbirinden kopuk Arap topluluklarının bu kadar kısa sürede Çin’den Fransa sınırlarına kadarki bölgeyi kalıcı olarak etkileri altına almaları gerçekten şaşırtıcı ve halen de kolaylıkla izah edilemeyen bir durumdur.1 Bunun temel sebeplerinden biri, adaletin getirdiği istikrardan başka bir şey değildir. Değilse yüzyıllar boyunca baskıyla farklı toplumları elinizde tutamazsınız. 
 
Yönetim Biçimi:
Müslümanlığın yönetim tarihini çalışmış biri2 olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; dinin önerdiği bir yönetim biçimi yoktur. Bu alan dönemin insanlarına bırakılırken bazı temel ilkeler çerçevesinde yönetim biçiminin oluşturulması istenmiştir. Bunlardan en fazla öne çıkanları şu şekilde özetleyebiliriz; Şura, Adalet, Liyakat 
 
Şura:
Hz. Peygamber, arkadaşlarına(sahabe) karşı genel olarak  “ben bilirim” havasında değildi. Elinden geldiğince birçok konuyu etrafındakilerle istişare ederdi ve bu tür danışma uygulamasını toplumuna yerleştirmişti. Arap kabile örfü de bunu gerektiriyordu. On kişinin aklının bir kişinin aklından daha iyi kavrayabileceğini biliyordu. Soruyor, istişare ediyor ve en uygununu ayetin de tavsiye ettiği gibi uyguluyordu.3 Bir konuda yanlış yaparsa ve yaptığı yanlış ortaya çıkarsa bundan dönmeyi erdem biliyordu.4 
 
Adalet:
Toplulukların dikkatle baktıkları en önemli ayraç adalettir. Sessizce izlerler. Eğer yönetici düşmanı da olsa insanlar arasında ayrım yapmıyorsa işte bu durum o toplumun kenetlenmesine, yönetici ile birlikte huzurlu bir ilerleyişine sebep olur. Halk farklı düşünse de adaletinden kuşku duymadığı yöneticinin arkasında destek olur. Bu da toplumsal huzur ve istikrarın habercisidir. 
 
Adalet, istikrarın ön koşuludur. İsyanların engelidir. İtirazların gemidir. İsyankarlığın susturucusudur. Dünya tarihinde adaletin uygulanmasına rağmen istikrarsız olan bir toplum gösterilemez. Eskilerin “toplumlar küfürle abad olur ancak zulümle abad olmaz” sözü5 bunu güzel anlatır. Bu noktada adaletiyle meşhur Hz. Ömer dönemindeki istikrarın zirve yapmasına sadece değinmiş olalım.6 
 
Hayatlarında Orta Arabistan’da nerdeyse hiç devlet kuramamış, siyasi birliktelikten yoksun Arapların Kur’an tabiriyle “fevç fevç”7 Hz. Peygamber’e doğru birliktelik için adım atmalarının temeli gerekçesi buydu. “Heyetler yılı” dediğimiz süreç bunun göstergesi oldu.8 Hz. Peygamber’e düşman olduğu için öldürülebileceği korkusu duyan birine Araplar diyordu ki; “korkma git onun yanına o adildir. Zulmetmez.”9 Çünkü onun getirdiği kitap şu serlevha evrensel kaideyi koymuştu; “Bir topluluğa olan kininiz, sizi adâletsizliğe götürmesin. Adâlet yapın.”10 Bu sebeple Hz. Peygamber Kabe görevlerini talep eden amcasına red cevabı verirken bu görevi, 20 yıldır kendisine düşmanlık yapan birine verebilmiştir.11 Çünkü bu adaletin gereğiydi. 
 
Hz. Peygamber, koyduğu kurallardan yakınlarını istisna etmemiş, bilakis ilk önce onlara uygulatmıştır. Veda hutbesinde insanlığın baş belası olan tefeciliği (Riba) ebediyyen kaldırdığını ilan ederken adalet gereği hemen ardından ilk kaldırdığı Ribanın amcası Abbas’ınki olduğunu binlerce kişiye ilan edivermiştir.12 Yine amcasının ödemediği zekat paralarının ödemesini üstlenerek adaleti ayakta tutmanın13 ilginç örneklerini vermiştir.14 
 
Liyakat:
Liyakat, istikrarın en önemli rüknüdür. Toplumların yönetimle arasının açılması ve insanların yönetimden uzaklaşmasının gerekçelerinin başında liyakatsiz kişilerin atanmaları gelir. Eğer liyakatsiz kişiler, layık olmadıkları makamlara getirilirse bu durum, toplum bazında negatif enerji üretir ve istikrara darbe vurur. Çünkü toplumlar böyle bir durumda kendini geri çeker. Yönetime katkıda bulunmaz. Yani küser. Küsen bir toplumla başarılara imza atamazsınız. Onları yönetirken onlarla birlikte olmalısınız. Onlar da sizle beraber olmalı. Hem de karşılıklı coşku içinde.
 
Kamu Atamaları:
Sözün bu noktasında Hz. Peygamber’in başında bulunduğu oluşumdaki kamu atamalarından bazı örnekler vermek istiyorum. Hz. Peygamber, devletinin kurumlarını ona buna peşkeş çekmedi. Birilerinin gönlünü yapacağım derken diğerlerini küstüreceğini biliyordu. Bu sebeple o, toplumunun iyi bir gözlemcisi olarak liyakatı esas aldı. 
 
O dönemin en önemli ve herkesin arzuladığı makam zekat amilliği idi. Bu göreve atanan hem gittiği bölgeyi yönetiyor hem de toplanan vergilerden emeğinin karşılığı olarak belli bir pay alıyordu. Bu o günkü insanların çok tamah ettikleri bir şeydi. Örneğin amcası Abbas, defalarca çocuklarının zekat amili olarak görevlendirilmesini Hz. Peygamber’den talep etmişse de muhtemelen onlarda gözlemlediği mala olan hırs sebebiyle Hz. Peygamber bu talebi her seferinde reddetmişti.15 O kuralını şöyle koymuştu; “Vallâhi biz bu görevi tâlip olana ya da buna karşı aşırı istekli olana aslâ vermeyiz.”16 
 
Burada bütün örnekleri tekrar edecek değiliz ancak birbirine zıt iki örneği de vermeden geçemeyeceğim; Ebu Zer, hadis kitaplarında ilk Müslümanların beşincisi17 olarak aktarılır ve İslam konusundaki hassasiyeti herkes tarafından bilinen birisidir.18 Ancak Hz. Peygamber’den istemiş olduğu yöneticilik teklifi reddedilmiştir.19 
 
Şimdi tam tersi bir örnek verirsek 20 yıl boyunca Hz. Peygamber'in en şiddetli düşmanlığı yapan ve Mekke fethinde konjonktür gereği Müslüman olan Ebu Süfyan ve bazı akrabalarına ise valilik ve amillik görevi verilmiştir. Örneğin Mekke fethi sonrası Mekke valisi Emevi sülalesinden Attab b. Esid idi.20 Ebu Süfyan değişik kabileler için hem görevlendirilmiş hem de çocuklarına görevler verilmiştir.21 
 
Adlarına “Tulaka-serbest bırakılanlar” denilen bu insanlarda, Hz. Peygamber ne buluyordu ki bu görevleri verebiliyor da, ilk Müslüman olan insanlara vermiyordu? İşte burada karşımıza çıkan kelime “liyakat”tır. Bedevi kültürü ile yetişmiş halis Müslüman Ebu Zer dururken, şehir ve yönetim konusunda uzman Emevi ailesinin tercih edilmesinin sebebi budur. Burada insanların Müslümanlığından çok uzmanlığına bakıldığı anlaşılıyor. Özetle Hz. Peygamber kamu yönetiminde yeni Müslüman olan Emevi sülalesiyle çalışmayı tercih ettiği gibi çok sevdiği iki damadı da22 bu sülaledendi.23
 
Müslümanlık Şart mı?
Son örnekten de yola çıkarak şu iddialı cümleyi kurabiliriz. “Hz. Peygamber’in kamu atamalarında Müslümanlık ön şart değildi.” Ebu Zer gibi ilk Müslümanlardan biri dururken hatta Ebu Bekir, Ömer gibiler dururken,24 yeni Müslüman olan hatta Müslümanlığının bile net olmadığını söyleyebileceğimiz25 Ebu Süfyan’ın kamu göreviyle atanması bunun bir göstergesidir. 
 
Şimdi daha net ve kesin bir örnek verelim; Hicri 7. Yılda Hz. Peygamber dış devletlere mektuplar göndermişti. Bu gönderdiği elçileri özenle seçmişti.26 Çünkü temsil makamındaydılar ve Hz. Peygamber'in adına görev yapıyorlar onu temsil ediyorlardı. İşte böyle önemli bir kamu görevi işinde Hz. Peygamber'in gönderdiği elçilerde Müslümanlık şartı aramadığını görüyoruz. Önemli olan o görevi layıkıyla yapmak olunca böyle bir şartı önemsemeyen Hz. Peygamber, Habeşistan Necaşisine gönderdiği elçisi olarak henüz Müslümanlığa girmemiş biri olan Amr b. Ümeyyeed-Damri’yi seçmişti.27 
 
Hz. Peygamber’in böyle bir tercihte bulunmasının ne kadar yerinde olduğunu mektupların sonuçlarına bakarak daha rahat anlarız. Gönderdiği kimi elçiler katledilmiş,28 kiminin götürdüğü mektuplar binbir hakaretle yırtılmış,29 kimi ise önemsenmemişken en olumlu tepki Habeşistan’dan gelmişti. Necaşi’nin bırakın hoşgörülü davranmayı Müslümanlığa girişi hiç de beklenmeyen bir olaydı ve bu gerçekleşti. Bu da Hz. Peygamber’in elçi seçimindeki daha doğrusu kamu atamalarındaki liyakat ölçülerinin ne kadar yerinde olduğunun bir göstergesi olmalıdır. 
 
Hz. Peygamber’in bu tür tavırları özümsenirse, günümüzdeki aşırı dinci yapılanmaların yaptıklarının30 din ile ilgisi olmadığı görülebileceği gibi, tam tersine Hz. Peygamber’in getirdiği dine düşmanca muamele edenler açısından da bu dinin böyle evrensel kaideler ve hoşgörü esaslı uygulamalarının olması, hem görülmüş olacak hem de İslam’a yanlış bakışların önü alınabilecektir. 
 
Sözümüzün sonu; ar ederek icra olunan Adalet ve onun getirdiği liyakat istikrarın temelidir.
İLİMYURDU Yayıncılık ve Eğitim Hiz. Ltd. Şti.
Adres : Molla Gurani Mah. Akkoyunlu Sk.
            No: 36 Fındıkzade Fatih / İstanbul
Tel      : 0212 533 05 35
Faks   : 0212 631 53 69
Mail    : info@yetkindusunce.com
Tüm Hakları İlim Yurdu Yayıncılık’a aittir. Kaynak belirtilmeden hiçbir içerik kopyalanamaz. | Tasarım & Yazılım: Dizayn Sanat