Editörden
EDİTÖRDEN
Bugün kazanmış olduğu dijital boyut ile daha da giriftleşen insan ve toplum ilişkilerinde insanlığın kadim bir meselesi olarak “yalan” gündemi daha da çeşitlenmiş görünümleriyle meşgul etmektedir. Kimileri için gündelik hayatın bir rutini olarak değerlendirilen “yalan”ın bugün postmodernlikle birlikte sistematik bir yaygınlığa kavuşması, üzerinde durulması gereken bir noktadır. Nitekim Trump’ın yalanları üzerinden daha çok konuşulan post/truth yani “Hakikat sonrası” kavramı “yalan” ve “aldatma”nın teknik ve iletişimsel boyutlarla kendisini gösteren sosyal bilimsel bir tartışma zemini oluşturmuştur. Diğer yandan yalan ve aldatmanın yaygınlaşmasının bir maharete dönüştürülerek kanıksandığı bir duruma tekabül eden postmodernizmde artık eskisi kadar kitlelerin tepkisi izlenememektedir.
Elbette böyle bir durum insan(lığ)ın geliştirdiği iletişim teknolojileri ve değiştirme işlemleriyle de ilintili görünmektedir. Nitekim fotoğraflar üzerinde oynamalar yapılmakta, suretler istenildiği gibi filtrelenebilmekte, yapay zeka ile bilgi ve görüntü yaratılmakta, tekniklerle insanın yaşlılık fotoğrafları tasarlanabilmektedir. Tam da bu sebeple yalan ve aldatmalar görüntü üzerinden gündelik hayata yayılmaktadır. Meseleyi bir yalan ve aldatma olmaktan çıkararak olumsuzluğunu azaltan husus, bu işlemlerin magazinel boyut kazanmasıyla da ilintilidir. Diğer yandan görüntüler üzerinden kolaylıkla algılar yaratılması ve toplumların yönetilmesi söz konusudur. Nitekim bir olaya ait olmayan ya da farklı zamanlarda alınan görüntülerden bir algı ve anlatı yaratılmasını izleyebilmekteyiz.
On Emir’de ve Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere kutsal kitaplarda öncelikli yasaklar içinde yer alan “yalan”ın kötülüklerin kaynağı olarak irtikaplara sebep olacağını tahmin etmek zor değildir. Dolayısıyla insanlar arası ilişkilerin derinliğine inildikçe yalan ve aldatma farklı katmanlarda farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Fakat bugün sosyal bilimlerin birçok alanlarında yalan ve aldatma ağırlığıyla mütenasip bir tartışmanın konusu ol(a)mamıştır.
İşte bu zihni arkaplandan hareket ederek derginiz Yetkin Düşünce 2026 yılının bu ilk sayısını “Yalan” konusuna ayırmıştır. Bu minvalde bu sayıya Mustafa Tekin, Muhammet Özdemir, Ahmet keleş, Ali Öner, Kadir Canatan, Y. Emrah Keskiner, Cevdet Işık, Abdullah Ayaz, Emrullah Zorlu, Murat Çinici, Muhammed Coşkun ve Talip Tanır dosya konusundaki yazılarıyla katkıda bulunmuşlardır. Dosya dışında üç yazımız bulunmaktadır. İlki, M. Yaşar Soyalan’ın “Hız ve Haz Çağında Oruç temalı. İkincisi, Esat Arslan’ın Deleuze ve Mevlâna analizi. Üçüncüsü de, Mustafa Tekin’in “İnsanın “Yetkin”lik Arayışına dair makalesi.
Söyleşi bölümümüzde Yıldız Ramazanoğlu konuğumuzdur. Kendisi “yalan” konusunu tarihsel ve güncel boyutlarıyla ele almaktadır. Kültür-Sanat bölümünde öncelikle İsmail Yiğit ile çini sanatı üzerine yapılan söyleşiyi bulacaksınız. Yılların sanatçısı olarak Yiğit’ın sanat anlayışı ve tecrübelerini okuyacaksınız. İkinci olarak, Ömer Yılmaz’ın Kırgızistan gezisi izlenimlerini göreceksiniz. Kitap kritikleri bölümünde ise Furkan İnan “Mitomani” isimli kitabın kritiğini yapmaktadır. Tüm yazarlarımıza katkıları için teşekkür ederiz.
Yetkin Düşünce dergisi dokuzuncu yılına başlamış bulunmaktadır. Bu yıl da içeriği dolu sayılarla karşınızda olmayı umuyoruz. Elbette geride kalan yıllarda Türkiye’nin ve dünyanın gidişatına entelektüel düzeyde şahitlik etmeye çalıştık. Bugün de hız kesmeden yeni gelişen olaylara sahne olan dünya bizim kadrajımızda olmaya devam etmektedir. Dergiler muhatap kitleleri ile etkileşimde bulunarak yollarına devam ederler. Bu anlamda Yetkin Düşünce dergisi okurları ile etkileşime üst düzeyde önem vermektedir. Yetkin Düşünce dergisine verilen destek, Türkiye’nin entelektüel seviyesine bir destek anlamına gelmektedir.
Yetkin Düşünce dergisi 2026 yılının ikinci sayısının konusunu “yapay zeka” olarak belirlemiştir. İçinde yaşadığımız dünyada giderek hayatın içine kimi açılardan zorunlu misafir olarak dahil olan, ancak her halükarda insanın bir parçası haline gelen yapay zeka konusunun geniş ölçekli analizi gelecek projeksiyonu bağlamında anlamlı olacaktır. Bu minvalde yazarlarımızı konuyla ilgili katkı yapmaya çağırırken, sağlık, mutluluk ve başarı temennisiyle…
Mustafa TEKİN
Genel Yayın Yönetmeni
Dosya
Bana Güzel Yalanlar Söyle
Özet
Yalan insanlık tarihi boyunca insanın önünden ve peşinden ona eşlik eden bir kavram olagelmiştir. Gündelik hayatın içinde bir yandan kendiliğinden insan ilişkilerinde açığa çıkan, diğer yandan kültür ve öğrenme ile insana musallat olan yalan aslında sonuçları ağır fakat kimi zaman da önemsiz görülen bir boyuta sahiptir. Gündelik dilde kategorize edilen yalanlar, “beyaz”, “pembe” gibi renklerle günahı hafifletilmekte ve hatta gerekli görülmekte, diğer yandan olaylara yeniden anlatılarla düzenleme biçimleri göz önüne alındığında hayata derinden sızdığı anlaşılabilmektedir. “benim adım ebruli/biraz gerçek biraz hülya/yalanımı sevsinler/yalansız dönmüyor dünya” şeklindeki şarkı sözü dünyanın yalansız dönmediği gibi çoğu insanın onayladığı bir yargıyı dile getirmektedir.
...
Mustafa Tekin
Prof. Dr. / İstanbul Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
Felsefi Düşüncenin Çağdaş Uğrağında Yalan Bağlamı
Özet
Giriş
Lauren Ling Brown’nın ABD’de ve İngilizcede en çok satanlar arasında ilgi gören romanı Society of Lies (Yalanlar Cemiyeti/Toplumu, 2024) yalanı tanımlarken onun sadece bir gerçeği saklama veya değiştirme eylemi olarak değil, aynı zamanda bir hayatta kalma mekanizması, bir sosyal para birimi ve elit bir çevrede aidiyetin ön şartı olarak tanımlanabileceğini belirtmektedir.[1] Bu roman bir taraftan insan ve toplum olabilmenin uluslararası temeli haline evrilmiş bulunan yalanın mevcudiyeti ve kapsamını saptayıp bu gerçeği teslim ederken diğer taraftan canlılık ve kültürün yalanla devam edemeyeceğini ve bu durumun yaşamanın kapsamlı tarihine aykırı olduğunu bir anafikir olarak okura önermektedir. Brown günümüzde insanları bir arada tutabilen harcın büyük ölçüde yalan olduğunu, bu genelleme veya indirgemenin pek de hatalı olmadığını, ama onun vadesinin dolmaya başladığını dile getirmek istemektedir. İnsanların ve toplumların elde ettikleri ayrıcalıklar ve dokunulmazlıklar geçerli, tutarlı, üretken ve ortak yararcı olmadığında canlılık ve yaşam deneyimleri zamanla bu ikisini ayıklayabilmektedir.
[1] Lauren Ling Brown,
Society of Lies, New York: Bantam Books, 2024.
...
Muhammet Özdemir
Yrd. Doç. Dr. / İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi
Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi
Yalan Söyleme Yetisi ve İnsanın Varoluşsal Telosuyla İlişkisi
Özet
Giriş
Yalan söylemek, söyleyebilmek ve yalan var oluşumuzun özsel hakikatiyle doğrudan ilişkilidir. Yalan söyleyemeyebilseydik var olamazdık. O halde yalan ve yalan söyleyebilme yetisi var oluşumuzun asli karakteridir.[1] Aşağıda yalanın tanım ve mahiyetine dair ayrıntılı bir analizde bulunmaya çalışacağım ama bu giriş paragrafında şunun altını çizmeye çalışıyorum ki, insanın mahiyeti yanılmak ve yanıltmak üzerine kuruludur. Düalist karakterimiz bunu gerektirmektedir. Örneğin duyularımız bize bizim dışımızdaki dünya ile ilgili bilgiler verir ancak bunların çoğu yanıltıcıdır gerçeklik duyularımızın bize bildiriminden farklıdır. Kant, “Kendinde Şey”in kendisini bize duyularımız aracılığıyla sunduğunu ve bu sunulan “görünün” aslında bizi yanılttığını ve Kendinde Şey’i mutlak olarak asla bilemeyeceğimizi söyler. Bu şu anlama mı gelir; Kendinde Şey bizi aldatıyor. Bize olduğu gibi görünmüyor. Yani, ne olduğu konusunda bize duyularımız vasıtasıyla yalan söylüyor. Elbette hayır!
[1] “Asli karakter” ifadesini klasik kelam ve felsefe geleneğimizdeki “mahiyet” anlamında kullanıyorum.
...
Ahmet Keleş
Prof. Dr./ Dicle Üniversitesi
Yalan, Hakikat ve İktidar
Özet
Giriş
Yalan, insanoğlunun en eski ve en tartışmalı olgularından biri olagelmiştir. Anlamın ortaya çıkışıyla birlikte mümkün hâle gelen yalan, yalnızca bireysel bir ahlak problemi değildir. Ayrıca siyaset, hukuk, din, bilim ve gündelik yaşamın kurucu unsurlarından biridir de. Yalanın, insanlık tarihinin en eski ahlaki problemlerinden biri olmasıyla birlikte, modern çağda anlamı ve işlevi köklü biçimde dönüşmüştür. Geleneksel toplumlarda yalan, çoğunlukla bireyin ahlaki zaafı olarak değerlendirilirken modern ve geç modern toplumlarda siyasal iktidar, medya, bilimsel söylem ve dini otorite tarafından üretilen yapısal bir mekanizma hâline gelmiştir.
...
Ali Öner
Kurumsal Yalan: Reklam, Propaganda ve Dijital Dezenformasyon
Özet
Giriş: Yalanın Bireysel Ahlaktan Kurumsal Mekanizmaya Dönüşümü
Yalan, uzun yüzyıllar boyunca ahlak düşüncesinin merkezinde, bireyin vicdanına, niyetine ve karakterine bağlı bir sorun olarak ele alındı. Klasik etik anlayışta yalan, insanın doğrulukla kurduğu ilişkinin bozulması, hakikatin bilinçli olarak çarpıtılması ve güven bağının ihlali anlamına geliyordu. Bu çerçevede yalan söylemek, öncelikle ahlaki bir kusur, bir günah ya da karakter zayıflığıydı. Faili belliydi, sorumluluğu şahsiydi ve sonuçları çoğunlukla bireysel ilişkiler alanında değerlendirilirdi. Doğru sözlülük, sadakat ve emanete riayet gibi değerler hem dini hem felsefi geleneklerde insan olmanın temel şartları arasında görülüyordu.
Modern toplumla birlikte bu çerçevede köklü bir kırılma yaşandı. Yalan, giderek bireyin ahlaki sapması olmaktan çıktı; örgütlü, planlı, teknikleşmiş ve rasyonelleşmiş bir üretim alanına dönüştü. Artık yalan, tekil öznenin değil, kurumların, sistemlerin ve profesyonel aygıtların işi haline geldi.
...
Kadir Canatan
Prof. Dr./Sabahattin Zaim Üniversitesi
Sağlık Bilimleri Fakültesi
Kolektif İkiyüzlülük: Yalanın Toplumsal Güveni Aşındırması
Özet
Giriş: Güven Paradoksu
İnsan, toplumsal varoluşunun temelinde güven arayışıyla tanımlanan varoluşsal bir öznedir. Sosyal dokuyu oluşturan her bir iplik; en mahrem ilişkilerden en devasa kurumlara, hukuki sözleşmelerden inanç sistemlerine kadar tüm yapılar, görünürdeki tüm farklılıklarına rağmen ancak güven zemininde ayakta kalabilir. Toplumsal düzen, bireylerin birbirinin eylemlerini öngörülebilir kılan bir 'doğruluk mutabakatı' üzerine inşa edilmiştir.
Ancak günümüzün modern toplumsal peyzajında, sarsıcı bir paradoksla karşı karşıyayız: Toplumun hemen her kesimi yüksek sesle güvensizlikten, samimiyetsizlikten ve ahlaki erozyondan şikayet ederken; gündelik hayatın kılcal damarlarında yalan söyleme, maske takma ve hakikati eğip bükme eylemleri hayret verici bir doğallıkla akmaktadır.
...
Y. Emrah Keskiner
Öznel Özerklik Bağlamı ve Yalan
Özet
Her insanın sahip olduğu bir öznel özerklik bağlamı vardır. Bu bağlam insan olmanın doğal bir neticesidir. Her insan öznel özerklik bağlamının gerektirdiği olanaklara sahiptir. Bu olanaklara yeti, yetenek, akıl ve iradeyi örnek verebiliriz. İnsan sahip olduğu bu olanaklarla en doğrusunu yapma kaygısı taşıyan bir varlıktır. İnsanın öznel özerkliği, edimsel olarak altına imza attığı bütün karar, tutum ve davranışların hem yetki ve hem de sorumluluk bakımından özne olmasını ifade eder. İnsanın en doğrusunu yapma kaygısı önemli olmakla birlikte, insanın yaptıklarının doğru olmasını gerektiren tek başına yeterli bir ölçü değildir. İnsan öylesine ilginç bir varlıktır ki kendisiyle çelişme pahasına yanlışa doğru ve yalana gerçek muamelesi yapar. Doğru olanın farklı olmasından değil ama belki doğru olanın farklı algılanmasından olsa gerek her insan kendi hayatında bildiği doğrularla yaşam mücadelesi verir.
...
Cevdet IŞIK
Dijital Çağda Yalan ve Hakikat Olgusu
Özet
Çağımızda bilgiye erişmek, iletişim araçları ve internet vasıtasıyla geleneksel dönemle mukayese edilemeyecek düzeyde hızlı ve kolay bir hâl almıştır. Her geçen gün, bir yenisi daha eklenen teknolojik cihazlar ve dijital platformların yaydığı bilgiler, hakikatle olan ilişkisi açısından sorgulanmayı gerektirir. Zira gerçekliğin boyut değiştirdiği ve hakikatin muğlaklaştığı bir toplumda bilgiye erişmekten ziyade, bilgi kirliliğinden arınmak ve doğru bilgiyi yalandan ayrıştırabilmek meselesi önem kazanmıştır. Günümüz toplumlarında ise bilginin doğruluğu yerine, sağladığı faydanın ön planda olduğunu söyleyebiliriz. Post-truth[1] kavramıyla ifade edilen bu durum, “nesnel gerçeklerin kamuoyunu şekillendirmede duygulardan ve kişisel inançlardan daha az etkili olduğu”
[1] Post-truth kavramının kelime olarak önerilen karşılıkları “gerçek dışı, gerçek ötesi, gerçeklik ötesi, doğru ötesi, doğruluk sonrası, gerçek sonrası, gerçeklik sonrası, gerçeğin ötesi, gerçek üstü, hakikat ötesi, hakikat sonrası, post-gerçek, post-hakikat, hakikat ötesilik, hakikat sonrasılık, post-olgusal, sahte gerçeklik, öznel gerçekleme, inanılmış gerçek, gerçeğimsi, gerçek aşımı, gerçek aşınımı, hakikat aşınımı, hakikatin önemsizleşmesi, gerçeğin bükülmesi” şeklindedir. Ayrıntılı bilgi içi bkz. (Terzi, 2020, s. 81)
...
Abdullah Ayaz
Hakikat Henüz Doğmamışken… Mitolojide Yalanın Kurucu Rolü
Özet
Hakikat, insanlık tarihinde hazır ve bekleyen bir veri olarak ortaya çıkmadı. İnsan, dünyayla ilk karşılaşmasında ölçmekten önce anlamaya yöneldi; kavramlardan önce imgeler kurdu. Mitolojik anlatılar, bu ilk temasın dilini taşır. Doğa olduğu gibi kavranamadığında ona bir yüz verildi; sesler iradeye, felaketler niyete bağlandı. Bugünden bakıldığında çarpıtma gibi görünen bu anlatılar, erken insan için dünyayla temas kurmanın en tutarlı yoluydu. Anlam üretmek, hayatta kalmanın ön koşulu hâline gelmişti.
Mitolojide yalan, modern çağın ahlâk dilinde anlaşıldığı biçimde bir aldatma pratiği değildir. Gerçeği gizlemek ya da karşısındakini yanıltmak için kurulmaz. Henüz doğmamış olan hakikate yaklaşma çabasının zorunlu bir aşamasını temsil eder.
...
Emrullah Zorlu
İnsan Zihni, Yalan ve Hatalı Kodlar: NİKOM Perspektifi
Özet
Yalan Nedir?
Bilimsel ve teknik bir bakışla ele alındığında yalan, fiziksel düzeyde gerçek dışı bir beyanda bulunma eylemi olarak tanımlanır. Biyolojik süreçler açısından incelendiğinde yalan söylemek özellikle yakalanma korkusuyla birleşerek sistemde bir tehdit algısı oluşturur.[1] Bu algı hipotalamik-hipofizer-adrenal eksenini aktif hale getirip stres hormonu olan kortizol salınımını başlatarak vücutta somut fizyolojik tepkileri tetikler.[2] Organizmanın yakalanma tehdidi beklentisine verdiği biyolojik yanıtlar kalp atışının hızlanması ve terleme gibi belirtilerle ortaya çıkar.[3] Ayrıca söylenenleri hatırlamayı ve tutarlılığı korumayı gerektiren yalan söyleme süreci, zihinsel enerjiyi ve bant genişliğini tüketen ağır bir bilişsel yük oluşturur.
[1] Jintao Wu vd., “The Role of Conflict Processing Mechanism in Deception Responses”,
Scientific Reports 12/1 (31 Ekim 2022), 18300.
[2] Leanne Ten Brinke vd., “Different Physiological Reactions When Observing Lies Versus Truths: Initial Evidence and an Intervention to Enhance Accuracy.”,
Journal of Personality and Social Psychology 117/3 (Eylül 2019), 560-578.
[3] Richard Jiang, “The Physiology of Lying”,
Journal of Student Research 11/4 (2022).
...
Murat Çinici
Yalanın Rehabilitasyonu: Dinî ve Felsefî Söylemde Ahlâk Retoriği Üzerine
Yazının tamamını okumak için :
Özet
Ahlâkça iyi olması gereken için, ahlâk yasasına uygun olması yetmez, aynı zamanda ahlâk yasasının uğruna yapılmış olmalıdır; yoksa o uygunluk yalnızca rastlantısal ve belirsizdir.
Immanuel Kant.[1]
Bir yalancı ancak alçak ruhlu olduğu için yalan söyler.
Muhammed b. Kâ‘b el-Kurazî[2]
I.
Bilinen bütün inanç ve düşünce sistemleri “yalan”ın kötülüğünü ilkesel olarak kabul ederler. İlkel kabile ahlâklarından büyük dinî geleneklere, Antik felsefeden modern etik teorilerine kadar uzanan geniş yelpazede yalan, güveni bozan, toplumsal dokuyu çürüten ve insanî ilişkileri ifsat eden bir davranış olarak tanımlanır. Bu nedenle hemen bütün kültürlerde yalan söylemek, daha geniş bir çerçevede ise muhatabı yanıltmaya yönelik söz ve tutumlar sergilemek, şu ya da bu ölçüde kınanır. Diğer deyişle yalan, insanlığın ortak ahlâk repertuvarında neredeyse evrensel biçimde “şeytanlaştırılmış” bir edimdir.
[1] Immanuel Kant,
Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi, Çev. İoanna Kuçuradi, (Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 2002), s. 5.
[2] Ebû Hâtim el-Büstî, Muhammed İbn Hibbân,
Rav?atü’l-?u?al?? ve nüzhetü’l-fu?al??, nşr. Tarık b. Abdülvahid b. Ali, (Riyad: Dârü İbnü’l-Cevzî. 2011), s.80
...
Muhammed Coşkun
MASUM YALANLARDAN MİTOMANİYE Yalanın Seyri ve Sirayeti
Özet
Önce bir anekdot: Zabıtalar, göğsünde A4 kağıdında “sağır ve dilsiz” yazılı genç bir dilenciyi yakalayıp araca alırlar; aralarında geçen diyalog şöyledir:
-Neden yalan söylüyorsun, konuşabiliyorsun işte?
-Evet konuşuyorum, yalan söylemiyorum ki…
-Ama orada “sağır ve dilsiz” yazıyor?..
-Tamam dilsiz yazıyor; “konuşamıyor” yazmıyor ki…
Önce Hiç Yalan Söylemeyen Tükürsün!..
Hiçbir toplumda yalan, ne dinen ne hukuken ne ahlaken ne de kültürel olarak kabul görmektedir. Bedevisinden medenisine bütün toplumlarda yalan en kötü söz ve fiillerden sayılarak reddedilmektedir. Öyle ki, yalancılığı meslek haline getirmiş kimselere dahi “Neden yalan söylüyorsun?” dense, “Ben yalan söylemiyorum” der. Ve bir yalancıya asla rastlayamazsın.
...
Talip Tanır
Dosya Dışı
Hız ve Haz Çağlarında Kur’an ve Oruç
Özet
Giriş: Hız ve Haz Çağının Taşlı Tarlaları Kalpler
İçinde yaşadığımız zamanın/dönemin en temel alametifarikası “hız” ve “hazz”ın sınırsızlığıdır. İnsan hem iç hem de dış dünyasında sürekli bir yerden bir yere, bir düşünceden başka bir düşünceye, bir lezzetten başka bir lezzete herhangi bir hız sınırı ve bir otokontrol olmaksızın koşturup durmaktadır. Her gün kuş misali kendisini, şu ülke senin, bu ülke benim, tarihi özellikleri, coğrafi güzellikleri, özgün kültürü ve yemekleri olduğu ifade edilen bir mekândan diğerine konmakta ancak gönlünü, zihnini ve gözünü doyuramamaktadır.
Tattığı her lezzet onu yeni bir lezzete, gördüğü her güzellik başka güzelliğe çağırmakta, o da bu çağrının peşinde koşarak ömrünü tüketmektedir.
...
Mehmet Yaşar Soyalan
Hız ve Haz Çağlarında Kur’an ve Oruç
Özet
Giriş: Hız ve Haz Çağının Taşlı Tarlaları Kalpler
İçinde yaşadığımız zamanın/dönemin en temel alametifarikası “hız” ve “hazz”ın sınırsızlığıdır. İnsan hem iç hem de dış dünyasında sürekli bir yerden bir yere, bir düşünceden başka bir düşünceye, bir lezzetten başka bir lezzete herhangi bir hız sınırı ve bir otokontrol olmaksızın koşturup durmaktadır. Her gün kuş misali kendisini, şu ülke senin, bu ülke benim, tarihi özellikleri, coğrafi güzellikleri, özgün kültürü ve yemekleri olduğu ifade edilen bir mekândan diğerine konmakta ancak gönlünü, zihnini ve gözünü doyuramamaktadır.
Tattığı her lezzet onu yeni bir lezzete, gördüğü her güzellik başka güzelliğe çağırmakta, o da bu çağrının peşinde koşarak ömrünü tüketmektedir.
...
Mehmet Yaşar Soyalan
Deleuze ve Mevlâna: İki Beden Ama Tek Ruh
Özet
Bismillahirrahmanirrahim
Bu kısa ve mütevazı denemenin amacı din düşmanı addedilen Batılı bir filozofla felsefeyi hor ve hakir gördüğü addedilen bir İslam mutasavvıfı arasında bir diyalog kurmaktan ibarettir. Mevlana dini çevrelerin, Deleuze ise ülkemizde ateist kesimlerin tekelinde. Ve her iki grup birbiriyle konuşmaya tenezzül etmiyor. Buradan da toplumsal bir barış ve yaratıcı bir düşünce çıkmıyor. Bu makaleyle niyetim iki kesim arasında bir diyalog başlatmaya vesile olabilmek. Her iki düşünürü de ilkokul seviyesinde biliyorum ve anlatabiliyorum. Derin ve çetrefilli kavramsal analizlere girmeyeceğim. Sadece her iki düşünürün tefekküründe anahtar görevi gören düşünceleri ana hatlarıyla karşı karşıya getireceğim. Ama bu makale her iki düşünürün de çabasını kuşatıcı bir muhtevada olacak. Sanıyorum sırf ana hatlardaki yakınlığı görebilmek bile okuru felsefe ve tasavvuf arasındaki, Batı ve İslam arasındaki ve sekülarizm ile dindarlık arasındaki ilişkileri yeniden düşünmeye mecbur edecektir. En azından öyle umut ediyorum.
...
Esat Arslan
İnsanın Yetkin lik Arayışı
Özet
Tarih boyunca üzerinde konuşulmasının zorunlu ancak bir o kadar da zorluk taşıdığı konu insanın bizzat kendisidir. Çok uzun süren tarihi serüvenine baktığımızda, çok boyutlu ilişkileri ve bileşenleriyle oldukça külliyatlı bir müktesebatın konusudur insan. Bunları çözümlemek için farklı izlek noktalarını takip ederek bugüne getirmek gerekir. Biz burada insanın yetkinlik arayışı çerçevesinde Tanrı-insan ilişkisini tarihi süreçte ana damarları takip ederek bugüne kadar getirmeye çalışacağız.
...
Mustafa Tekin
Prof. Dr. / İstanbul Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
Söyleşi
Yıldız Ramazanoğlu ile Yalan Üzerine…Görmezden gelmek olanı yok saymak da yalanın, suç ortaklığının şahikası
Özet
Yıldız Ramazanoğlu ile Yalan Üzerine…
“Görmezden gelmek olanı yok saymak da yalanın, suç ortaklığının şahikası”
1. Gündelik dilde sıkça kullandığımız bu kavramın çoğu zaman birbirine karışan anlamları var. Yalan dediğimizde tam olarak neyi kastediyoruz? Yanlış bilgi, kasıt, örtme, yönlendirme ya da hakikati askıya alma arasında sizce anlamlı bir ayrım yapılabilir mi?
Yalan kadim bir mesele, hukuku dini ahlakı felsefeyi dili edebiyatı meşgul eden bir kelime. En basitçe başkalarını kandırmak, yanıltmak, gerçeklikten uzaklaştırmak için söylenen doğru olmayan söz diye bilinir. Fakat sadece sözden ibaret değil. Olanı olmamış gibi, var olmayan bir durumu olmuş gibi gösteren jest ve mimikler, imalar, ortamlarda söylenen yalanlara iftiralara birilerinin haksız yere itham ve mahkum edilmesine sessiz kalmalar..bunların hepsi yalana dahil olmanın bir parçası. Hakikati askıya almakta bazen iyi niyet aranır ama bu da uzun vadede yüzleşememekten gelen hasarlara yol açar. Yalanın her çeşidi kötü mü, bir yargıya varmak kolay değil. Belli bir kasıtla bir şeyi olduğundan az ya da fazla göstermek, yalan söylemedim sadece bir gerçeği gizledim demek bizi temize çıkarır mı mesela? Gerçeğin bir kısmını açıklayıp bir kısmını gizlemek bile hem ikili ilişkilerde, hem de toplumsal meselelerde güven yıkımına, sosyal çalkantılara ve sayısız olumsuzluklara sebep olur.
...
Yıldız Ramazanoğlu
Kültür Sanat
İsmail Yiğit ile SÖYLEŞİ…
Yazının tamamını okumak için :
Özet
“İnsan nasıl merhale merhale olgunlaşıyorsa, çini de aynı şekilde merhalelerden geçerek tamamlanır.”
İsmail Yiğit kimdir? Hayat hikayenizi, sizi siz yapan duraklar üzerinden dinleyebilir miyiz? Hikayenizde size eşlik eden değerler nelerdi?
Kütahyalı olmam hasebiyle çiniye özel bir ilgim var. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Seramik Bölümü mezunuyum. Okulumun adına ithafen Marmara Çini ismiyle kurduğum şirket çatısı altında mesleki faaliyetlerimi sürdürmekteyim. 18.yy’dan bugüne kesintisiz devam etmekte olan Kütahya çini geleneğine; geçmiş ile bugünü birleştirecek özgün ve farklı bir yorum getirme düşünce ve çabası içerisindeyim. Bunun için önce toprağı iyi tanımak ve doğru şekilde tanımlamak gerekir. Ardından onun üzerine sanatla ilişkili bir üretim süreci inşa edilir. Bu işin bir çıraklık dönemi oldu. Daha sonra ustalığa dönüştü. Şimdi ise kırk yılı aşkın bir tecrübeyle bu mesleği sürdürüyorum.
...
İsmail Yiğit
Gezi Notları
Bir Akademisyenin Kırgızistan-Özbekistan İzlenimleri
Özet
Giriş:
Beş günlük ziyaret esnasında bir tasavvuf akademisyeni gözüyle elime kâğıt-kalem alıp sokakları gözlemledim, toplumu müşahede edip, sosyal, dinî, ahlakî tasavvufî, mimarî alanları içine alacak şekilde kısa süreli de olsa gördüklerimi, görüştüklerimi ve işittiklerimi; hülasa izlenimlerimi yazıya dökmeye gayret ettim. 2015 yılında on beş günlük Kazakistan, 2024 yılında Özbekistan, 2025 Ekim ayında Kırgızistan topraklarını dolaşarak edindiğim genel intibalarımı not etmeye çalıştım. Önce bu iki ülke hakkında ansiklopedik bazı bilgiler vererek zihinlerde genel bir fotoğraf oluşturmak istiyorum:
Kırgızistan 198.500 kilometrekare yüzölçümüne sahip bir Türkistan ülkesidir.
...
Ömer Yılmaz
Kitap Kritikleri
Mitomani: Apple’dan IŞİD’e Günümüzün Masalları
Özet
Kitap, Peter Conrad tarafından Mythomania: Tales of Our Times, From Apple To Isis özgün adıyla 2016 yılında Londra’da yayımlanmıştır. Türkçe çevirisi ise 2019 yılında Mitomani: Apple’dan IŞİD’e Günümüz Masalları adıyla okuyucuya sunulmuştur. Peter Conrad Oxford Üniversitesi’nde akademisyen olup İngiliz Kraliyet Edebiyat Derneği üyesidir. Eserlerinde kullandığı dil eleştiri temelli olup edebiyat tarihi alanında eserler kaleme almaktadır. Mitomani adlı eserde de yazarın eleştiri dili ağır basmaktadır.
...
M. Furkan İnan